Bölüm - 319
- Ana Sayfa
- Zengin Olarak Yeniden Doğmak
- Bölüm 319
[318] Eti verip kemiği almak mümkün mü? 1
Ailenin en küçüğünün mirasa konması ulusal duyarlılığa bu kadar mı aykırı? Bu tür sorunlar çıkmasın diye halkla ilişkiler uzmanı (PI uzmanı) bile tutup imaj oluşturmamış mıydık?
Sunyang ailesinin en yetenekli, dahi yöneticisi.
Bu imajın ne kadar işe yaradığını görmek için defalarca kamuoyu araştırması yaptık.
Sunyang Grubu’nun yöneticisi olmak için en uygun kişi kim?
Bu sorunun cevabında benim adım ezici bir üstünlükle öne çıkmıştı. Gerçi yaşlı kesim kimin kim olduğunu bilmediği için büyük oğul cevabını vermişti ya.
Neler olduğunu anlamayıp gözlerim fal taşı gibi açılmışken, Başkan Lee kısa bir iç çekerek konuştu.
“Rachel aracılığıyla alelade söylediğin o söz var ya, işte onu kullanacağız.”
Ne demek istediğini anlamıştım.
“Yoksa vatanseverlikten, ulusal servetin kaçırılmasından mı bahsediyorsunuz? O işe yarar mı?”
“Bir kısmı işe yarar. Ama Sunyang Elektronik hisseleri daha çok mevduat niteliğinde.”
Mevduatta güvenlik her zaman ilk sıradadır. Sunyang Mallar Grubu’nun birleşmesi, Sunyang Elektronik’in yönetim haklarını korumak için yapılacağına göre, Sunyang Elektronik’te de durum değişmezdi.
“Keyfi yönetim sergileyen sahip ailesi yerine profesyonel bir yönetici elektroniğin başına geçerse hisseler iki katına fırlar oysa ki...”
“Halk bu tür şeyleri bilseydi, Sunyang Grubu en baştan var olamazdı. Sadece bağımsız şirketler olurdu.”
Kimi suçlayabilirim ki? Bu ulusal duyarlılık yüzünden Sunyang ailesi, Daehyun ailesi gibi söylemler ortaya çıkıyor ve Sunyang Grubu’nu ben devralırsam herkes başını sallayıp onaylayacak, değil mi?
“O zaman bireysel hissedarlar elendi... Geriye kalan üç kurum ise...”
Dosyaya baktıkça alnımda ister istemez derin bir kırışıklık oluştu.
Bir bankanın Sunyang Elektronik’in ana bankası olduğunu varsaysak bile, diğer ikisini anlamak zordu.
“Kalkınma Bankası, bir de Ulusal Emeklilik Kurumu demek...”
“Şimdi anladın mı? Onların bu birleşme konusunda neden bu kadar kendinden emin olduklarını?”
“Bir şeyi kesin anladım. Kimin onay verdiğini.”
Başkan Lee başını salladı.
“Onay değil, göz yumma. Sejong-ro ya da Yeouido ‘Öyle’ ya da ‘Böyle’ diye tek kelime etmedi, o kadar.”
“Yani, sorumluluk alacakları bir durum yaratmak istemiyorlar.”
“Aynen öyle. Ulusal Emeklilik Kurumu’nun sahip olduğu Sunyang Mallar Grubu hisseleri milletin malıdır ve bu değeri tepeden aşağı düşürecek bir işe ellerini kaldırıp destek verecekler. Birisi çıkıp bunu sorun ederse, başlarını ağrıtacak bir sürü şey olur.”
Dosyayı tekrar kontrol ettim.
Mallar Grubu ile AdMedia’nın birleşmesini temel alan hisse yapısını dikkatle inceleyince iç çektim.
Jin Young-joon, Mallar Grubu’nu kesinlikle ele geçirir. Bu, Mallar Grubu ile bağlantılı iştirakleri, dolayısıyla Sunyang Elektroniği de avucunun içine alması demek.
Elbette Elektronik’le bağlantılı diğer tüm iştirakler de o herifin cebine girer.
İki ana şirketi ele geçirip, %100 hissesine sahip olduğu iştiraklerin sayısını artırarak Elektronik ve Mallar Grubu hisselerini dağıtırsa ne olur? Geri alma fırsatım kalır mı?
Kararmış yüz ifademi gören Başkan Lee Hak-jae zorlukla söze başladı.
“Hissedarlar Kurulu’nu... baltalasak mı?”
Profesyonel toplantı bozucu ekipleri çağırıp Hissedarlar Kurulu’nu iptal etmek zor değildi. Ama bu sadece zaman kazanmaya yarayacak bir araçtı.
“İşe yaramayacağını çok iyi biliyorsunuz... "
“Hem zaman kazanırız hem de birleşmeye göz yumanlara baskı yaparız. Siyasetçilerin en çekindiği şey gürültü patırtı çıkması değil mi? Birleşmenin onların da ayağını kaydırabileceğini anlamalarını sağlamak...”
Başkan Lee tekrar beni süzdü ve temkinli konuştu.
“Sahip olduğun şeyi kullanıp her şeyi başlangıç noktasına döndüreceğiz.”
“Sahip olduğum şey...? Ah...!”
Büyükbabanın bıraktığı o defterden bahsediyordu. O deftere adı yazılı olan insanları tehdit etsek, bırak birleşmeyi, Hissedarlar Kurulu bile toplanamazdı.
Bunu düşünmedim değil. Aslında aklıma ilk gelen şey o defterdi.
Ama o cazibeyi geri çevirmiştim.
“O defter asla kullanılmamalı. Sadece bir kayıt olarak kalmalı.”
“Bu kadar sıkışık bir zamanda, Başkan da kullanırdı.”
“Hayır. Büyükbaba da benimle aynı fikirde olurdu. O defteri kullandığımız an, Sunyang artık Sunyang olmaktan çıkar.”
“Sunyang olmaktan çıkar mı...?”
“Diğer holdingler de para dağıtıyor. Ama basında, savcılıkta ve mecliste hep onların isimleri dolaşır. Bizim Sunyang’ın adı ise epey uzun zamandır ortalıkta görünmez.”
“Sadece kayıt olarak kalması gerektiği için mi? Asla kullanılamayacak mı yani?”
“Evet. Diğer holdinglerden para alan insanlar, sadece aldıkları para kadar yardım eder. Ama Sunyang farklıdır. Asla sorun çıkmayacağına dair bir inanç, yaptıklarının karşılığını fazlasıyla alacaklarına dair bir beklenti. Bu yüzden gönüllü olarak bize yardım ediyorlar. Tıpkı güzel bir kadının dokunuşunu bir kez daha alabilmek için ona çiçek buketi sunan erkekler gibi.”
Başkan Lee başını salladı.
“Ne demek istediğini anlıyorum ama Elektronik ve Mallar Grubu’nu kaybedersek bunun ne faydası var? Defterde adı olanlar, seni ve Jin Young-joon’u birbirinden çok farklı görmez. Başkasına kaptırmak yerine, Başkan’ın kanından gelenlerin paylaşması gibi bir durum bu.”
“Eğer grubun tamamını ele geçirmem her şeyin sonu olsaydı, defteri kullanırdım. Ama sonrasını da düşünmeliyiz. Bu ülkede sonsuza dek Sunyang olarak kalmalıyız. Bunun için de güzel bir kadın olarak var olmaya devam etmeliyiz.”
Ancak o zaman Başkan Lee’nin yüzünde bir gülümseme yayıldı.
“Başkanın defteri sana miras bırakması ne kadar akıllıca bir kararmış, bir kez daha anlıyorum. Jin Young-ki Başkan Yardımcısı ya da o Young-joon olsaydı, o defteri sallayıp durur, akla gelmeyecek taleplerde bulunurlardı.”
Başkan Lee’nin iltifatı bana cesaret verdi ama hala canım sıkkındı.
Böyle durumlarda yapılması gereken ilk şey, kavgayı göze almaktır.
“O zaman bir görüşelim mi?”
“Kimi? Jin Young-ki Başkan Yardımcısı’nı mı?”
“Hayır. Young-joon ağabeyi. İki ana şirketi ele geçirip ne yapmaya çalıştığını öğrenmeliyim. Kaçmaya mı çalışıyor, yoksa bunu sermaye yapıp yeniden mi oyun kuracak?”
“Onu öğrenip ne yapacaksın?”
“Kaçmayıp yeniden oyunu kurması için onu kışkırtmalıyız. Kaybedecek neyimiz var ki?”
Başkan Lee, gülerek ayağa kalkan bana bakarak konuştu.
“Hiç ortadan kaybolmasın, asıl endişem o. Dikkatli ol.”
* * *
“Beni bizzat bulduğuna göre, sanırım gerginsin?”
Jin Young-joon beni görür görmez alaycı bir şekilde gülümsedi.
Her ne kadar daralmış olsa da, bu durumdan memnuniyet duyan bir galip ifadesi taşıyordu.
“Bu kadar hızlı olacağını tahmin etmemiştim. Böyle olacağını bilseydim, en başta ayaklarını bağlamalıydım.”
“Boş konuşacaksan geri dön. Sadece derdini söyle.”
“Gerçekten sadece Mallar Grubu ve Elektronik sana yeter mi? Bu şekilde davranırsan kendi sınırlarına duvar örmüş olursun, bunu biliyorsun değil mi?”
“Beni dert etme. Ben memnunum. Özellikle de beni tahrik etmek için bizzat gelmeni görünce, seçimimin doğru olduğu kesinleşti. Başkalarını kızdırdığında her zaman bir sebebin vardı. Hı hı.”
Bu sefer öyle değildi.
Bu basit numaralar yapan herifi sadece sinirlendirmek istiyordum.
“Bu sefer işe yarar bir şeyler yaptığını duydum, ilgili herkesle bizzat görüşüp onları ikna etmişsin, öyle mi?”
“Kolay bir işti. Sen Finans Grubu'nu, AVM Grubu'nu, İnşaat ve Ağır Sanayi Gruplarını aldın, ben de Elektronik ve Mallar Grubu'nu istiyorum deyince herkes başını salladı. Kimin gözünde olursa olsun ben geri plana itilmiş büyük oğul gibi görünüyorum. Gerçi... bu bir gerçek.”
Çok değişmişti. Artık daha rahat görünüyordu.
“Zorla koşuşturup işi tersine çevirmeye çalışma. O insanlar tek sesle şunu söyleyecekler: Zaten yeterince şeye sahipsin, daha fazlasını isteme.”
“Ben öyle olayım. Ama sadece Elektronik ve Mallar Grubu'yla yetindiğine göre, sanırım sen gönlünü ferahlatmışsın. Benim sahip olduğum şeyler canını çekmiyor mu?”
“Pek sayılmaz. Hı hı.”
Kışkırtmaya kapılacak gibi değildi. Acı bir gülümseme değil, sadece hafif bir hayal kırıklığı vardı yüzünde.
“Araba biraz canımı çekiyor, ama geri kalanları hemen tamamlayabilirim. İnşaat, ağır sanayi, menkul kıymetler, AVM, otel... Hepsi birbirine benziyor. Onları satın alıp büyütürüm. Ama sen? Sunyang Elektronik ve Sunyang Mallar Grubu gibi bir şirket bu ülkede yok. Sıfırdan başlayıp kafa patlatman gerekir... Yapabilir misin? Samimiyetle seni uyarmak isterim. Sadece para kaybedeceksin.”
Şimdi de öğüt mü veriyordu?
Bu herifle benim baktığımız yerler farklı.
Benim amacım bu herifin sahip olduğu her şeyi elinden alıp onu lağım çukuruna atmak, ama onun amacı sadece elindekini koruyup daha da büyütmek. Jin Young-joon, beni yalnız bırakarak ringden indi; sıkletini ve branşını değiştirdi. Bir daha asla oyun kurmayacaktır.
“Öğütlerin için teşekkürler ama, önce Hissedarlar Kurulu’nu sorunsuz bitirmen gerekmez mi?”
“Neden? Engellemeye mi çalışacaksın?”
“Elimdeki silahlar, öylece izleyip oturmaya izin vermeyecek kadar fazla.”
“Kendine güveniyorsan dene bakalım. Babamla benim hissedarlarla ne kadar uğraştığımızı bilsen böyle konuşmazsın... Seni engellemeyeceğim. Eğer bir şeyler yapmak içini rahatlatacaksa, yapmalısın.”
Jin Young-joon aniden başa çıkılması zor birine dönüşmüştü.
Gönlünü ferahlatmış ve kavga etme niyeti olmayan birinin yakasını tutup sallasan bile, sadece enerjin boşa gider. Kavga etmem gereken rakip o değildi.
* * *
“Kıymetli vaktinizi ayırdığınız için teşekkürler, Genel Müdürüm.”
“Estağfurullah. Sunyang Finans Grubu’nun kilit ismi benden randevu isteyince koşa koşa gelmek gerekir. Haha.”
Ulusal Emeklilik Fonu Fon Yönetimi Genel Müdürü Hyun Wan-joo, Jang Do-hyung Başkan Yardımcısı’nın nazik selamını kabul ederek oturdu.
Sözleri saygılı gibi dursa da, yüz ifadesi ve tavrı tam tersini söylüyordu. Para, bu dünyada bir rütbeydi. O, dünyanın en büyük üç emeklilik fonundan biri olan ve yaklaşık 600 trilyon won'luk Ulusal Emeklilik fonunu yöneten makamın başındaki isimdi. Ona ‘Sermaye Piyasasının Cumhurbaşkanı’ diye boşuna mı diyorlardı?
Sadece yurt içi hisse senedi varlığı 100 trilyon won’u, yurt dışı hisseleri de aynı miktarı aşıyordu. Tahvil portföyü 300 trilyon, diğer yatırımları ise 100 trilyon won’a yakındı.
Genel Müdür Hyun Wan-joo yurt dışını ziyaret ettiğinde, en azından bakan düzeyinde karşılanır ve isterse o ülkenin devlet başkanıyla görüşmesi bile zor olmazdı.
Böyle birinin, ne kadar Sunyang da olsa, Başkan Yardımcısı Jang Do-hyung’a boyun eğmesi için bir sebep yoktu.
Bir kadeh bir şeyler içip yemek yerken, dünyadaki genel gidişat üzerine sohbet ettikten sonra, Başkan Yardımcısı Jang Do-hyung zorlukla söze girdi.
“Borsa hareketli. Sebebini iyi biliyorsunuz, değil mi?”
“Çok mu önemli bir şeymiş gibi... Sunyang Grubu çalışanları için büyük bir olay olabilir ama, özel şirketlerin birleşip ayrılması zaten sıradan bir durum değil midir?”
“Çok garip bir birleşme olduğu için öyle. Uçak gemisi ile kanonun, hayır, salın birleşmesi gibi bir durum değil mi? Ulusal Emeklilik Kurumu'nun Sunyang Mallar Grubu'nun %15 hissesine rağmen bu birleşmeye onay vereceği bir türlü aklıma yatmıyor.”
“Onay mı? Kim söylüyor bunu?”
“Öyle değil mi?”
“Henüz bir karar vermedik. Görüşümüzü Hissedarlar Kurulu’nda açıklayacağız.”
Bilmemezi oynayan Genel Müdür Hyun Wan-joo’nun yüzü sertleşti.
“Profesyoneller olarak neden böyle yapıyorsunuz? Ulusal Emeklilik Kurumu karşı çıkarsa sonuçsuz kalacak bir gündem maddesi, Jin Young-ki Başkan Yardımcısı'nın bu kadar ısrarcı olması kendine güvendiği anlamına gelmez mi?”
Fon Yönetimi Genel Müdürü, fonun yatırımından sorumlu olduğu için finans sektöründen geliyordu. İkisi de bu piyasada birlikte dirsek çürütmüşlerdi.
“Başkan Yardımcım, siz neden böyle yapıyorsunuz? Açık bir hikaye değil mi bu? Bu işi hareket ettiren biri var ve ben de o kişinin temposuna uyuyorum, bilmiyor musunuz da soruyorsunuz?”
Genel Müdür’ün sesinin yükselmesi, onun da bu mantık dışı birleşmeyi onaylamadığı anlamına geliyordu. Ama memur olduğu için emredileni yapmak zorundaydı.
“Pekâlâ, kimin temposuna uyduğunuzu açıkça söyler misiniz?”
Bir süre sessizlik çöktü.
Dayanamayan Başkan Yardımcısı Jang Do-hyung konuştu.
“Mavi Köşk’ün (Cheongwadae) emri mi?”
“Başkanın kendisi böyle bir şeyi emredecek biri gibi mi duruyor? Asıl yandaşları hareket ediyor.”
“Yandaşları?”
Başkanın yandaşı denilebilecek tek bir kişi vardı. Başkan Yardımcısı’nın (VIP’nin ağabeyi olan) milletvekili.
“O kişi yönetiyor. Maliye ve Ekonomi Bakanlığı ile Sağlık ve Refah Bakanlığı da ona ayak uyduruyor.”
Cumhurbaşkanının içindeki ses ve önemli bakanlıkların başkanları devreye girdiyse, daha fazla sorulacak bir şey yoktu. Birleşme başarılı olacaktı.