Bölüm - 292
- Ana Sayfa
- Zengin Olarak Yeniden Doğmak
- Bölüm 292
[291] Dostça Yarı Yarıya mı Bölüşelim? 2
Yönetim Kurulu Başkanı Lee Hak-jae, alacaklılar grubunu toplantıya çağırdı. Sunyang ve Daehyun gibi devasa şirketlerden çekinen bankalar, büyük bir fırsat bulmuşçasına koşa koşa geldiler. Kediye zile kim takacak diye düşünülürken, birinin bu işe gönüllü olması karşısında, geri durmaları için hiçbir sebep yoktu.
Ancak Lee Hak-jae’nin toplantıda sarf ettiği sözler üzerine tüyleri ürperdi.
“Ben o kadar cömert biri değilim. Bedavaya istediklerini yaparken onun durumunu neden düşüneyim ki?”
Elindeki tüm bonoları piyasaya süreceğini söylediğinde, banka yöneticileri hep bir ağızdan ellerini sallayarak itiraz ettiler.
“Başkan Lee, Sunyang İnşaat ve Daehyun İnşaat’ın mali durumunu çok iyi biliyoruz. Eğer hepsini piyasaya sürerseniz bunu karşılayamazlar. İflasları kesindir.”
“Başkanım, eğer iflas ederlerse alacak tahsilatı imkansız hale gelir. Normalleşmeleri kaç yıl sürer, kim bilir?”
“Biz alacak tahsilat yöntemlerini konuşmak için toplandık sanıyordum. Bu iki şirketi batırmak için toplanmadık herhalde?”
Yönetim Kurulu Başkanı Lee Hak-jae, şaşkın banka yöneticilerine başını iki yana salladı.
“Batması gereken batmalı. Bu çürümüş adamlara, sırf cüsseleri büyük diye göz yumduğumuzda neler olduğunu şimdiden unuttunuz mu?”
Bu bankacılar, on yılı aşkın süredir o günleri taze bir şekilde hatırlıyorlardı. Sarsılmaz sandıkları bankalar bile o zamandan itibaren batmaya başlamamış mıydı?
“Hem alacağımı almasam da, hatta alamasam da olur. Onun yerine, iki şirketin kapandığını ve sokaklara düştüklerini izleyip onlarla doya doya alay edeceğim.”
Alacaklarının minimum trilyonlarca Won olduğunu bilmeyen yoktu. Böylesine bir cesaretin nereden geldiğini de herkes çok iyi biliyordu. Arkasında güçlü bir finansörü olduğu için böyle kabadayılık yapabiliyordu.
Ancak bankalar için durum farklıydı.
İflas ettikleri an alacak tahsilatı hayal olurdu ve bu iki inşaat şirketine bağlı alt şirketlerin zincirleme iflası neredeyse kesinleşirdi.
Bankalar yine devasa zararlar yaşayıp sarsılacak ve bu yöneticilerden bazıları banka yöneticiliği unvanını kaybedeceklerdi.
En korkutucu senaryo ise hükümetin sorunlu bankaları tasfiye edip birleştirme kartını oynamaya hazırlanmasıydı. Hayatta kalan bankalar iki kat büyürdü.
Ama sadece hayatta kalanların daha iyi yiyip içmesi yerine, biraz daha az yensek bile hep birlikte ayakta kalmak aynı sektörün dayanışması değil midir?
Hepsi dişlerini sıkıp Lee Hak-jae’nin gönlünü almaya ve onu vazgeçirmeye çalıştı ama Başkan Lee yerinden bile kımıldamadı. Hatta kendisiyle aynı fikirde olan birini daha çağırdı.
Başka bir figür daha sahneye çıktığında, banka yöneticileri kimsenin onları durduramayacağını anlamıştı.
* * *
“Bu arkadaşa da epey borcunuz vardır.”
Yönetim Kurulu Başkanı Lee Hak-jae, beni banka yöneticilerine böyle tanıttı.
“Borç mu? Bu ne demek oluyor?”
Banka yöneticilerinden biri, mantıksız bir sözmüş gibi celallendi ama Lee Hak-jae'nin dediği doğruydu.
“Benim paramı bankaya ödünç verdim, öyle değil mi? Ödünç verdiğim için banka bana düzenli olarak faiz ödemedi mi? Eğer ödünç vermediysem bu yatırım anlamına gelir ki, yatırımcıya faiz ödenen bir durum var mıdır?”
Tüm mevduat sahipleri alacaklıdır ve hesap cüzdanları borç senedidir. Parayı bankaya emanet etmek veya "yatırmak" gibi gösterişli kelimelerle durumu örtbas etmişlerdir, ancak asıl kelime "ödünç vermek"tir.
Bu yüzden türlü finansal ürünler icat edip alacaklılar olan mevduat sahiplerini cezbederler. Daha fazla getiri elde edebilecekleri tatlı sözlerle onları kandırmaları gerekir, çünkü bu sayede ödünç aldıkları parayı geri ödemek zorunda kalmazlar.
Ben finansal ürünlere yatırım yapan değil, sadece basit bir mevduat sahibi olduğum için alacaklıyım.
“Ben bankaya büyük paralar ödünç verdim. Ama o parayla iflas etmesi kesin olan bir şirketi kurtaracaksanız, yapacak bir şey yok.”
Banka yöneticileri, arkasından gelecek sözleri tahmin etmişçesine bembeyaz kesildiler.
“Sunyang Finans Grubu'nun ödünç verdiği parayı ve kişisel olarak benim yatırdığım parayı tamamen geri almak istiyorum. Yarın sabah işler başladığında çekeceğim.”
Bono piyasaya sürme tehdidinde bulunan Başkan Lee Hak-jae ve mevduatın tamamını çekme tehdidinde bulunan benim karşımda banka yöneticileri tek kelime edemedi.
Bunun lafla çözülebilecek bir durum olmadığını fark etmişlerdi; gerçekte ne istendiğini tam olarak anlamaları gerekiyordu. İki tarafın da inatla saçmalayacak kadar aptal olmadığımızı çok iyi biliyorlardı.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra dikkatlice ağızlarını açtılar.
“Şey, Başkan Lee ve Müdür Jin. Yoksa biz doğru konuyu mu kaçırıyoruz?”
“Bu toplantı, Sunyang ve Daehyun’un iflas önlemleri için değil de, onları nasıl satın alacağımızı tartışmak için mi yapılıyor?”
İçimizden gelen gülümsemeyi gizleyemedik.
“HW Group neredeyse on trilyon Won’a yakın para döktü. Ben de sizin bankalarınıza trilyonlarca Won ödünç verdim. Bunu zamana dönüştürürseniz saniyede on milyarlarca Won eder. Nihayet boş konuşarak altın değerindeki vaktimizi öldürmeyeceğiz.”
“Yani, bu iki inşaat şirketini almak için o kadar para mı harcadınız?”
“Ona yatırım demelisiniz. Yatırımımızın karşılığını fazlasıyla alacağımızdan ve sağlam bir kâr elde edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.”
Banka yöneticilerinden çıkan uzun bir iç çekiş, onların rahatlamış olduğunu gösteriyordu.
Sorunlu alacaklar yüzünden yeniden yapılandırmaya gitme zorunluluğu ortadan kalkmıştı, banka yöneticiliği görevlerinden uzaklaşma riskleri de kalmamıştı. Tabii bu satın alma işi sorunsuz bir şekilde tamamlanırsa.
“Ancak, resmi satın alma sürecine girmeden önce, ne kadarlık bir yükü sırtlanacağınızı lütfen bize söyleyin.”
“Ne demek istiyorsunuz?”
Her şeyi anlamış olmalarına rağmen anlamamazlıktan gelen bu ihtiyarlar, zarar etmekten kesinlikle kaçınan bankacılara yakışır bir tavır sergiliyorlardı.
“Biliyorsunuz, değil mi? İflas etmiş bir şirketi yeniden canlandırırken bankalar da yardım etmeli. İki inşaat şirketinin alacaklarında ne kadarlık bir kesintiye gidersiniz?”
Açıkça sorulan bu soru karşısında hepsi sustu.
“Herkesin makul bulacağı bir miktar. O kadarlık bir yükü bankalar da taşımalı. Eğer tek kuruş alacak kesintisi yapmam diyorsanız, bu toplantıyı terk edebilirsiniz. Demek ki sağlam bir bankasınız, o zaman paramın tamamını çekmem sizin için sorun olmaz, değil mi?”
Yine bir sessizlik yaşandı.
“Ah, bir de şunu söyleyeyim. Hükümetin devreye girip bir kurtarma fonu atacağını düşünüyorsanız, o fikri hemen bırakın. Cumhurbaşkanlığı ofisi, bu iki inşaat şirketinden gelen telefonları kesinlikle açmıyor. Yeouido’daki (Kore Meclis Binası) milletvekillerinin danışmanlarının bile kaçındığı telefonlardır bunlar.”
Tek bir kişi bile yerini terk etmedi.
Lee Hak-jae onlara dönerek konuşmaya başladı.
“En büyük alacaklı olarak dümeni ben tutacağım. Sizler sadece benim işaret ettiğim yöne doğru kürek çekin. İtirazınız yok, değil mi?”
* * *
Daehyun Otomotiv Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ju Tae-sik, sabah gazetesine bakarken "offf" diyerek inledi.
Medya, arka arkaya Dubai krizini işliyor ve borsanın çöküşünü bahane ederek Sunyang ve Daehyun’un krizini büyütüyordu.
Daehyun Grubu ve Sunyang Grubu'nun medya haberlerini engelleyememesi, artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelindiği anlamına geliyordu.
Başkan Ju Tae-sik gazeteyi indirdiğinde, kanepede başı öne eğik oturan kardeşi göründü.
“Her şey Dubai yüzünden mi?”
“Ne?”
“Sadece bunu engellersek her şey çözülür mü diyorum?!”
İnşaat bölümünü miras alan merhum Başkan Ju Young-il’in üçüncü oğlu Ju Min-sik cevap veremedi. Taşrada başlattığı apartman inşaatları, kentsel dönüşüm alışveriş merkezleri projeleri... Hepsi borçla yürüyordu.
Fısıltıyla söylense de herkesin bildiği bir sır da vardı. Borcu borçla kapatmaya çalışacak kadar maliyede delikler açılmıştı.
“Finans sektörü, hükümetin size sırt çevirdiğini biliyor. Bunu sen çözmelisin.”
“Ağabey. HW bonoları piyasaya sürerse iflastan kaçamayız. Bunu Grup çapında çözmekten başka çare yok...”
Ju Min-sik zorlukla ağzını açtı ama karşılığında büyük abisinin soğuk tepkisinden başka bir şey alamadı.
“Grup çapında mı? Daehyun İnşaat Grubu diye ortalıkta dolaşan sen değil miydin? Ben Otomotiv Grubu'yum, öyle değil mi? Biz tek bir aile değiliz. Grup çapında bir sorunsa, İnşaat Grubu kendi içinde çözsün.”
“Ağabey, öyle demek istemedim ki?”
“Öyle demek istemediğini biliyorum. Ama biz mahalle bakkalı mıyız? Bize bağlı on binlerce aile var. Seni kurtaracağız diye biz de aç kalamayız. Biz Sunyang’dan farklıyız. Bağlı şirketler ayrışmasını çoktan tamamladık. Sen batarsan, Daehyun Otomotiv Grubu’nun zarar görmesi söz konusu olmayacak.”
“Ağabey! İnşaat, Daehyun’un temeli değil midir? Bunu öldürmek, rahmetli babamıza ihanet…”
“Saçmalama. Sen ne zamandan beri babanın itibarını düşünür oldun? Bu adam nereden çıkarıp babayı işe karıştırıyor! Defol git, seni serseri!”
Başkan Ju Tae-sik kardeşini kovduktan sonra bir süre öfkeyle soludu.
Daehyun İnşaat’ın krizi yüzünden sinirlenmemişti. Öfkesi, Grubun temeli olan inşaatı böylesine aptal birine miras bırakan rahmetli babasına yönelikti.
Heyecanını biraz yatıştırdığında, sekreteri kapıyı sessizce çaldı.
“Başkanım, Yönetim Kurulu Başkanı Lee Hak-jae ile görüşme saati yaklaştı. Yola çıkalım mı?”
“Gidelim. Kendisini bekletmememiz gereken bir beyefendi.”
* * *
“Ağabeyciğim. Ne zamandır görüşemiyoruz?”
Lee Hak-jae içtenlikle gülümseyerek Ju Tae-sik’in elini sıkıca tuttu.
“Başkan Lee. Bu kadar büyük bir zarara uğramış birine göre görünüşün çok iyi. Sanırım hâlâ kenarda tuttuğun çok paran var. Haha.”
“Öyle demeyin. Canım çıkıyor. Tahsil edemeyeceğim bir sürü poliçeyle başım dertte.”
Sıkıca el sıkışan ikili, birbirlerine içtenlikle gülümsedi.
Kısa bir süre birbirlerinin hatırlarını sorduktan ve kişisel konular hakkında sohbet ettikten sonra, bugünkü gizli görüşmenin amacına geldiler.
“Başkan Lee. Bu durum çözülürse tekrar normale dönüleceği kesin mi?”
“Elbette. Amerika hükümeti zaten astronomik miktarda para aktardı. Dubai’de risk altına giren parayı en fazla iki yıl içinde geri alabiliriz.”
“HW İnşaat Dubai’de kalmaya devam etmiş.”
“Evet. Eğer iyileşmeye inanmasaydım ben de çekilirdim.”
“Dubai toparlanırsa, HW’nin durumu kesinlikle düzelecektir. Sözünde duran bir şirketi görmezden gelmezler.”
“Onlar da tüccar. Para yoksa ne vefa kalır ne de başka bir şey. Haha.”
Çay fincanını tutan Başkan Ju Tae-sik, kıskanç bir bakışla Lee Hak-jae’yi süzerek konuştu.
Arkasına sağlam bir finansal destekçisi olan bir grubun başında, uzun vadeli bir vizyonla şirketi yönetmek... Kendi de bunu yapabilecek durumdaydı ama kendi oğullarının miras devir işlemleri yüzünden rahatı yoktu.
Keşke Lee Hak-jae gibi profesyonel bir yönetici Daehyun için çalışsa diye kısa bir an düşündü.
“Neyse, ağabey. İnşaatı kurtarma niyetiniz yok, değil mi?”
“Öyle. Onu kurtarmak için astronomik paralar harcayacak kadar aptal değilim. Bildiğin gibi Otomotiv Grubu’nun da elinde Daehyun Sanayi adında bir inşaat şirketi var. O parayla kendi şirketimi büyütmek daha iyi.”
“O zaman teklifimi kabul ettiğinizi varsayıyorum.”
“Zaten bu yüzden seninle burada oturmuş gülerek konuşmuyor muyum?”
Şimdi sıra Lee Hak-jae’nin, Ju Tae-sik’in taleplerini dinlemesine gelmişti.
“O halde, istediğiniz şirketleri söyleyin.”
Başkan Ju Tae-sik cebinden düzgünce katlanmış bir kağıt çıkardı.
“Bunlar, çocuklarımın kesinlikle almamızı istediği şirketler. Bir bak bakalım.”
Uzattığı kağıdı açtığımda, birkaç şirketin ismi ve değerlerini gösteren sayılar yazılıydı.
Daehyun Dış Ticaret (Daetoken), Daehyun Çimento, Daehyun Geliştirme... Hepsi üçüncü oğlu Ju Min-sik’in bağlı şirketlerinin listesiydi.
“Bu çok fazla. Sadece inşaatı mı almamızı istiyorsunuz?”
“Yanlış anlama. Bunlar, bizim Daehyun Sanayi’ye kesinlikle gerekli olan şirketler. Sadece kârlı olanları seçmedim. Üstelik Daehyun İnşaat’ın en değerli alt şirketlerini size olduğu gibi bırakıyoruz.”
“Daehyun İnşaat’ın alt şirketlerini zaten almalıyız. Parayı biz harcadık, Cumhurbaşkanlığı ofisini biz engelledik. Bankalar da bizim elimizdeyken bu kadar cimrilik olmaz, değil mi?”
“Ey ahbap, Başkan Lee. Bunları babamız kurdu. Ben dişimi sıkar da bu işe girersem Daehyun İnşaat’ı bile kurtarabilirim. Ben sana taviz veriyorum, sen kalkmış cimrilik mi diyorsun? Tam olarak ne kadar alırsan tatmin olacaksın? Yoksa ancak yarısını alırsan mı memnun olursun?”
“Ağabey, böyle durumlarda gözünü kapatıp yarı yarıya bölmek adettendir. Burnunu silen küçük çocuklar bile bu kuralı bilir.”
Başkan Lee’nin niyeti tam olarak yarısını almak değildi. Açgözlü Ju ailesiyle uğraşırken her zaman işe yarayan yöntem, yüksekten başlayıp sonra biraz taviz vermekti.
Bu sefer de aynı şekilde, sadece iki-üç şirket daha koparabilirse memnun kalacağı bir pazarlık olacaktı.