Bölüm - 219
- Ana Sayfa
- Zengin Olarak Yeniden Doğmak
- Bölüm 219
[218] Ön Dalga 2
"Burası mı?"
"Evet."
"Sunyang Grubu'nun ikinci adamının müdavimi olduğu bir yer için biraz bakımsız duruyor."
"Sadece dış görünüşü öyle."
Kim Yun-seok müdür yardımcısının aramasından sonra aceleyle gittiğim yer, Seocho-dong'daki dar bir sokaktı.
Üzerinde sadece yazan bir tabela asılıydı; aşağı inen merdivenler de dardı.
"İçerisi o kadar büyük değil ama dekorasyon sıradan bir lüks değil. Üstelik içki fiyatları da çoğu oda salonunun pabucunu dama atacak kadar pahalı."
İçki fiyatlarının pahalı olması, herkesin girip çıkmasını engelleyen iyi bir yöntemdi.
"Sessizce görüşmek için para harcamaktan çekinmeyen biri anlaşılan. Zahmet ettin."
Kim Yun-seok başını hafifçe eğip döndü. Eskisi gibi bitene kadar bekleyeceğini söylemedi.
Onu sertçe süzen birkaç Sunyang Güvenlik çalışanının bakışları rahatsız edici olmalıydı.
Merdivenlerden inip kapıyı açtığımda, yelekli ve papyonlu genç bir adam belini büküp selam vermeyi bırakmış, gözlerini dört bir yana gezdiriyordu.
Buraya pek uymayan genç bir velet olduğu için olsa gerekti.
"İ Hak-jae müdür içeride, değil mi?"
Genç adamın yüzü aydınlandı.
"Ah, siz birlikte mi geldiniz? Bu taraftan gelin lütfen. Size eşlik edeyim."
Garsonu takip ederken içeriyi etrafa bakınarak incelediğimde, Kim Yun-seok'un söyledikleri doğruydu.
Sanki parası olmayanlar adım atmasın der gibi, her yer altın rengiyle süslenmişti.
Müdür İ Hak-jae barda oturuyordu.
Barın karşısında, gençliğinde muhteşem bir güzellik olmuş olabilecek orta yaşlı bir kadın, gülümseyerek onunla sohbet ediyordu.
Şimdi fark ettim ki, burada genç kadın yoktu. Sadece içki içip başka düşüncelere dalmayasın diye, birkaç sıradan orta yaşlı kadın görünüyordu.
Müdür İ Hak-jae'ye yaklaşıp sessizce seslendim.
"Müdürüm."
"Ha? Oh? Do-jun!"
Ağzına götürdüğü kadehi düşürecek kadar şaşırmıştı. Ona doğru başımı hafifçe eğdim.
"Nasılsınız?"
"Buraya nasıl... Ah... Kim Yun-seok söyledi demek."
"Evet."
"Önce otur. Ah, belli ki çok konuşacak şeyin var, daha rahat bir yere mi geçelim?"
Bar taburesini çekmek üzere olan İ Hak-jae, orta yaşlı kadına göz kırptı ve ayağa kalktı.
Az önceki genç adam hemen koşup geldi ve bizi kapı yerine perdeli olan karşı taraftaki küçük bir odaya yönlendirdi.
Masa tekrar kurulunca Müdür İ Hak-jae içki şişesini aldı.
"Bir içki ister misin?"
Ben sessizce kadehimi kaldırdım.
İçkiyi doldururken konuştu:
"Yapmadığın şeyleri yapıyor gibisin... Ciddi bir sorun mu çıktı?"
"Finans iştiraklerini devraldığım andan itibaren ciddiydi zaten."
"Mızmızlanma... O kadar bile iyi idare ediyorsun. Çoğunu yöneticilere devrettiğini söylemedin mi?"
"Evet."
"Büyük işleri de sen mi kararlaştırıyorsun?"
"Öyle değil. Ben her gün sadece değişiklikler veya büyük konular hakkında rapor alıyorum."
İ Hak-jae garip bir gülümseme göstererek kadehini doldurdu ve kaldırdı.
Ben de hızla kadehimi kaldırıp hafifçe çarptım.
"Peki, böyle aniden çıkıp gelme sebebin ne?"
"Ne düşünüyorsunuz?"
Kadehini indiren İ Hak-jae, hafifçe kaşlarını çattı.
"Her neyse, bazen küstah bir tavır sergiliyorsun. Bu iyi değil."
"Yine de kuzenlerimden çok daha saygılı değil miyim?"
"Senin kuzenlerin hem aptal hem de terbiyesiz."
O an ikimiz de göz göze geldik ve aynı anda hafifçe güldük.
"Söyle, ne oldu?"
Ben yutkundum ve sessizce konuştum:
"Yanımda durmanızı rica etmek için bu cüretkarlığı gösterdim."
"Senin tarafın mı?"
"Evet."
"Taraf" kelimesi, yaşlandıkça karmaşıklaşır.
Çocuklukta "aynı taraf" demek, eşit statüdeki bir arkadaş demekti, hepsi bu.
Ama yetişkinliğe doğru gidildikçe, düşman bile olsalar ortak çıkarlar uğruna aynı tarafta yer alınabilir. Hatta aynı tarafta olsalar bile, çoğu zaman eşit değil, ast-üst ilişkisi vardır.
Kimi sekreter adıyla, kimi çalışan adıyla, hatta koruma adıyla bile aynı tarafta yer alır.
İ Hak-jae'nin çarpık dudak ucu belli ediyordu. Benim sözlerimi yanlış anlamıştı. Bu yanlış anlama bu içki buluşması bitince çözülecekti, bu yüzden açıklama yapmaya gerek duymadım.
"Kore'deki en güçlü adam senin tarafındayken neyin eksik? Şimdi bir de insan hırsı mı sardı seni?"
"Büyükbabamın kanatları altından çıktığıma göre artık benim tarafımda değil. Sadece destek tribünündeki bir taraftar gibi."
"Hayır. Başkan istediği zaman tekrar sahaya atılabilir. Bu bir hisse meselesi değil. Kendisinin tek bir hissesi olmasa bile, herkes Başkan'ın arkasında sıraya girer. Sunyang'ın tüm yöneticileri Başkan'ın tarafındadır."
"Yoksa bu, müdürümün dileği olmasın?"
"Ne?!"
Doğru yere mi dokundum acaba?
Çok daha kızarmış yüzü sadece içkiden olmasa gerekti.
"Büyükbabam bundan sonra da sadece izlemeye devam edecek. Sunyang adlı gemi batsa bile müdahale etmeyecek."
"Nereden bu kadar emin oluyorsun?"
"Bu Sunyang Kart olayını görünce emin oldum. İkinci amcam, başkan yardımcısı Jin Dong-gi'nin hissesi büyük ölçüde azaldı. İki kardeşin dengeyi koruyarak grubu yönetmesi yönündeki büyükbabamın planı bozuldu. Buna rağmen tek kelime etmedi. Üstelik..."
Bir yudum içkiyle boğazını ıslattım.
"Sunyang Kart başkasının eline geçti. Ah, tabii ki kredi kartı işine pek sıcak bakmazdı ama Sunyang'ın adının lekelenmesine asla tahammül edemeyen biri değil midir? Ama buna rağmen sanki komşunun evi yanıyormuş gibi davrandı. Tamamen emekliliği kafasına koymuş."
Yeniden sakinleşen İ Hak-jae, sadece sözlerimi sessizce dinliyordu. Ancak yüz ifadesi gitgide değişiyordu. Benim düşündüğümün aksine...
Hafif bir gülümseme yüzünden silinmiyordu.
"Başkan istediği gibi ilerlediği için sessiz kalıyor. O, senin niyetine aykırı bir sonucu sadece izler mi sanıyorsun?"
"Bir iştirak kaybedildi ve ikinci oğlunun hissesinin %7'si boşluğa uçtu... Bu, büyükbabamın istediği sonuç muydu yani?"
"Elbette. Kart şirketi de hisseler de en sevdiği torununa geçtiğine göre ne kadar da gururlanıyordur kim bilir? Hiç yardım etmediği halde en küçük torunu, kendi gücüyle kurt gibi amcasına bir ders verdi. Belki de dans bile etmiştir?"
Müdür İ Hak-jae'de görmek istediğim ifade benim yüzümde belirmiş olmalıydı.
Bu adam şimdi ne diyor? Yoksa her şeyi biliyor mu?
O kadar şaşırmıştım ki tek kelime edemedim, sadece göz kırpıyordum.
"Neye bu kadar şaşırdın? Bilmediğimi mi sandın? Ah, Başkan dışında kimsenin bilmediğini düşünmüşsündür. Siyah perdenin arkasından Sunyang Grubu'nu yavaş yavaş ele geçiren gizemli figür. Bunu mu istiyordun? Biraz çocukça değil mi? Haha."
Masum takılıp bilmiyormuş gibi yapma vakti geçmişti. Bu adam benimle Miracle arasındaki ilişkiyi biliyor.
"Ne zaman öğrendiniz?"
Sakinleşip sorduğumda, Müdür İ Hak-jae elini hafifçe salladı.
"Soru yanlış. Ne zaman öğrendiğim önemli değil, değil mi?"
Soruyu değiştirdim.
"Ne kadar biliyorsunuz?"
"New York'taki Miracle Investment'ın en büyük hissedarı... Hayır, tek hissedarı olduğunu ve bu şirketin yatırım sermayesinin çoğunun senin paran olduğunu; Kore Miracle'ın New York Miracle'ın iştiraki olduğunu, dolayısıyla bunun da senin şirketin olduğunu, değil mi? O zaman HW Grubu da, Sunyang Otomotiv de, Sunyang Kart da senin ve Miracle'ın sahip olduğu Sunyang Grubu'nun kontrol hissesi de senin sayılır. Dur bakayım... %33, değil mi?"
Yurt dışı yatırım sermayesi ve kendi mal varlığım hariç her şeyi biliyordu.
"Sunyang Grubu'nun ikinci büyük hissedarı, HW Grubu'nun başkanı, yurt dışı yatırım şirketinin sahip olduğu muazzam para. Böyle bir sen, koşarak gelip benden yardım istemen, tarafımda olmamı söylemen biraz komik, değil mi?"
Bu adamın ne düşündüğünü anlayamıyordum.
Ama neyse ki Müdür İ Hak-jae biraz sarhoştu. Eğer aklı başında olsaydı, benim hakkımda her şeyi bildiğini söylemezdi.
Bu adamın içini daha da deşmem gerekiyordu.
"ABD Miracle'ı bile doğrulamak epey zaman almıştır herhalde."
"Evet. Tüm bağlantılarımı kullandım."
Ben onun boş kadehini doldurdum.
"Çok şaşırmışsınızdır."
"Hem de nasıl. Başkan'ın yardımı olmadan başardın değil mi? Şirketinin adının hakkını veriyor, mucizevi. Bir nevi mucize."
İ Hak-jae kadehi tamamen boşalttıktan sonra uzattı.
"Senin yeteneklerinle Sunyang Grubu'nun tamamını ele geçirmene uzun zaman kalmamış gibi duruyor, neyin eksik?"
"Çünkü Sunyang bir kale gibidir."
İ Hak-jae başını salladı.
"Öyle değil. Özellikle Jin Yeong-gi, güvenilmez biri. Yakında büyük bir sorun çıkaracak."
"Ya bir sorun çıkarmazlarsa? İki amcam da buz üzerinde yürür gibi dikkatli davrandıkları sürece, aşılmaz bir kale gibidir. İçeri sızacak bir boşluk yok."
Sözüm biter bitmez İ Hak-jae'nin sesi yükseldi.
"Sen neden Sunyang Grubu'na takıntılısın? Benim yeteneklerim olsaydı, HW Grubu'na tüm gücünle yoğunlaşırdın. On, yirmi yıl sonra Sunyang'a denk bir grup olmaz mı? Hayır, şimdi bile Sunyang'daki hisselerinle ondan fazla iştiraki ayırıp HW'ye bağla. O zaman bir anda iş dünyasının ilk üçüne girersin. Yirmili yaşlarda bir holding başkanı. Tarihi yeniden yazarsın."
Yanlış bir şey söylemiyordu. Şimdi bile yeterince mümkündü.
Ama iş dünyasının sıralamasıyla oynamak için tekrar dirilmedim, değil mi?
"Müdürüm."
"Evet. Söyle bakalım."
"Hacmini büyütmekle her şirket Sunyang gibi olmuyor. Woosung Grubu'na bakın. Bir zamanlar iş dünyasının birincisi olmuş büyük bir şirket ama şimdi sadece kalıntıları kaldı."
"Muhasebe hilesi veya borçla sadece hacmini şişiren Woosung ile seni karşılaştırmak yanlış. Bilmesem de HW, Sunyang'dan daha sağlamdır. Çünkü sen en azından şirket parasını cebine indirmezsin."
"HW'yi ne kadar sağlam büyütürsek büyütelim, Sunyang'ı yakalayamayız."
"Neden?"
"Çünkü tarihi yok."
"Tarih mi?"
"Evet. Sunyang'ın 50 yılı aşkın tarihi, o tarih kitabına yazılan insanlar. İşte Sunyang budur. Asla parayla satın alınamayacak şeylerdir bunlar."
İ Hak-jae kadehini kurcalarken yüzüme dik dik baktı.
"Hırsın, Başkan'dan aşağı kalır yanı yokmuş. Kendi tarihini yazmaya niyetin yok demek?"
"Evet. Sadece o tarihi ele geçirmek en güvenlisi."
"İmkansız görmüyorum. Sen başarırsın."
"Bu şimdiden tıkandı."
İ Hak-jae'nin kaşları seğirdi.
"Tıkandı mı? Ne tıkandı?"
"İki amcam kontrol hisselerini yeniden düzenlemeye çalışıyor. Holding şirketlerini de değiştirecekler ve oranları da ayarlayacaklar. Miracle'ın hisselerini kağıt parçasına dönüştürme işi yani. Ayrıca benden oy hakkı da istediler. Karşı çıkmamamı söylüyorlar."
"Çıldırdın mı!"
"Yeniden düzenleme" kelimesi çıkar çıkmaz bağırdı.
"Kontrol hisseleri, Sunyang Grubu iştiraklerinin toplam hissesinin sadece %5'i. Sadece %5 ile grubu yönetiyorlar. En ufak bir yanlışlık bile olursa, çapraz mülkiyet yapısı çöker. Bir anda Sunyang'ın sahibi değişir."
"İşlemi dikkatli ve yavaş yürüteceklerini söylüyorlar."
Zeki İ Hak-jae, sözümün anlamını hemen anladı.
"Başkan ölünce her şeyi yeniden mi düzenleyecekler?"
"Evet."
"Bırak ne isterlerse yapsınlar. Başkan'ın olmadığı Sunyang Grubu benim ilgi alanım dışında. Mahvetseler de, batırsalar da çocukların kendi bileceği iş."
"Emekli mi olmayı düşünüyorsunuz?"
"Tabii ki! Beni kıskanan çocuklarla mı çalışacağım? Başkan yardımcılarının da kendi yetiştirdikleri evlatları var. Ah, belki de hisse yeniden düzenlemesi, beni kovmak için bir yol olabilir. Benim kurduğum sistemi olduğu gibi alırlarsa, benim sözümden çıkmak zorunda kalacaklar. Kah kah, hay Allah."
"Büyükbabam vefat etse bile, sizi şu anki gibi konumunuzda tutarım."
"Senin bahsettiğin 'tarafın' bu mu yani? Reddediyorum. Oğlum yaşında birinin sekreterliğini yaparak yaşlanmaya niyetim yok."
Keyifsiz bir ruh halinde miydi, kadehini kaldırıp tek dikişte boşalttı.
"Sekreter mi? Ne münasebet! Ben Sunyang Grubu Başkanlık Ofisi'nin sahibinden bahsediyordum."
İ Hak-jae, titreyen parmak uçlarını saklamak için kadehini sımsıkı kavradı.