Bölüm - 321
- Ana Sayfa
- Zengin Olarak Yeniden Doğmak
- Bölüm 321
[320] Fedakarlık Yapıp Temeli Ele Geçirmek Mümkün mü? 3
2012 yılı, adeta bir seçim yılıydı; dünyanın dört bir yanında seçimler yapılacaktı.
Kore'de genel seçimler ve başkanlık seçimleri, ABD, Rusya, Meksika, İspanya, Fransa gibi ülkelerde ise başkanlık seçimleri yaklaşıyordu.
Ancak Kore’de yeni yılın ilk günleri, açılan tek bir dava yüzünden tüm gündem konuları gölgede kaldı ve ortalık hareketlendi.
Medya, hissedarlar kurulu kararının yürütülmesinin durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir davasını ‘en küçüğün isyanı’ veya ‘en küçüğün karşı saldırısı’ gibi tahrik edici başlıklarla duyurdu, tıklama avına çıktı ve muazzam reklam gelirleri elde etti.
Mahkeme salonunda Kore'nin en büyük iki hukuk firması kıran kırana bir mücadele verirken, mahkeme dışında ise tek taraflı bir savaş yaşanıyordu.
Medyanın bakış açısıyla, ben ve ağabeyim Jin Young-jun zaten büyük reklam verenlerdik. İki tarafın görüşlerine de benzer ağırlıkta yer veriyorlardı, ama sadece benim fotoğrafım yayınlandığında tıklama ve yorumlar patlama yaptığı için kamuoyu savaşında ezici bir zafer kazanıyordum.
“Bir şirket bir hanedanlık değildir. Modern toplumda veliahtlık prensibi ne kadar uygun düşer? Üstelik yasa dışı yöntemler kullanılarak yapılıyorsa?”
“Ama Jin Do-jun da aynı kanı taşımıyor mu? Dışarıdan bakıldığında bu, hanedanlığın prenslerinin kavgası gibi görünüyor. Jin Young-jun ve Jin Do-jun arasında hiçbir fark yok.”
Görünüşe göre can alıcı bir soruydu, ama röportaj dediğin zaten danışıklı dövüştür.
“Ben o koltuğu almak istediğimi söylemedim. Ben sadece, yasal boşluklardan faydalanmanın ötesinde, neredeyse yasa dışı sayılacak birleşmeye karşı çıkıyorum. SoonYang Mulsan’ın bir hissedarı olarak.”
“SoonYang Mulsan hissedarları arasında mahkemeye başvurma cüretini gösteren tek kişi Jin Do-jun. Bu durumun grup devralmasıyla bir ilgisi olmadığını söyleyebilir misiniz?”
Hazırladığım cevabı söylemek üzereyken duraksadım. Biraz daha cesur olup ortalığı ateşe vermek daha iyi olacak gibi.
“Sizce neden SoonYang Mulsan’ı istediğimi düşünüyorsunuz?”
Ayarlanmış bir oyun bile olsa, bazen yanlış kart çekildiği zamanlar olur. Böyle anlarda gereken tek şey pratik zekadır. Neyse ki röportaj yapan gazetecinin pratik zekası yerindeydi.
“Şe-şey… SoonYang Mulsan’ı ele geçirirseniz, döngüsel sermaye yapısı sayesinde SoonYang Electronics’i de elinize geçirmiş olacaksınız, değil mi? Ayrıca Electronics’in elindeki diğer yan kuruluş hisselerini de beraberinde elde edeceğiniz için kelimenin tam anlamıyla talih kuşu konmuş gibi olacaksınız…”
“Peki neden SoonYang Electronics’i istediğimi varsayıyorsunuz? Ben SoonYang Grubu’nda gözüm yok.”
Alakasız cevabıma karşı inat damarı tutmuş olacak ki, gazetecinin soruları keskinleşmeye başladı.
“Böyle bir şey olabilir mi? İstemediğiniz halde neden mahkemeye başvurma zahmetine giriyorsunuz?”
“Sayın Gazeteci.”
Gülümseyerek gazetecinin gözlerine baktım ve söyledim.
“Dünyadaki herkesin çok merak ettiği bir şey var. Şu Jin Do-jun denen herif, yatırım dehasıymış, peki mal varlığı gerçekten ne kadar?”
Gazeteci yutkundu.
Eğer mal varlığımı açıklarsam, hayatının en büyük, süper özel manşetini yakalamış olacaktı.
“Forbes listesine giren zenginlerin, başka bir şirketi ele geçirmek için dava açtığını gördünüz mü hiç?”
“A, hayır.”
“Şirketi ele geçirmenin pek çok sebebi olabilir, ama sonuçta bu bir iş. Açıkça söylemek gerekirse, para kazanmak için yapılır. Dünya çapındaki zenginler, yatırım yapmak için şirketleri satın alır, sadece büyüklük uğruna değil.”
“Bu, Jin Do-jun’un Warren Buffett veya Bill Gates’e rakip olacak kadar zengin olduğu anlamına mı geliyor?”
“Eğer yatırım yaptığım tüm paraları geri çekip mal varlığı listesi hazırlarsam, Forbes listesine giren zenginlerin sıralaması istisnasız hepsi bir basamak aşağı iner. Tek bir kişi bile istisna olamaz.”
“Ş-şayet… yanlış anladığımı düşünerek tekrar soruyorum. Yani, dünyanın en zengin kişisi olduğunuzu mu söylüyorsunuz?”
Gazeteci, heyecanını gizleyemeyerek kekeleyerek konuştu. En büyük manşeti yakalamıştı, bu gayet doğaldı.
“Elbette. Muhtemelen şu anki birincinin iki katı kadar olacak.”
Gazetecinin şaşkınlığı ve ne kadar gerçeği bilmediği yüzünden okunuyordu. O, şu anda dünyanın en zengin kişisinin mal varlığının ne kadar olduğunu bilmiyordu.
“Konu alakasız bir yere kaydı... Size sadece asıl noktayı söyleyeyim. Benim SoonYang Electronics’i veya Mulsan’ı arzu etmem için bir sebep yok. Sadece hissedarların menfaatine aykırı olan ve dünya çapında rekabet gücü olan bir şirketi yasa dışı yöntemlerle ele geçirme gibi geri kalmış bu yöntem hoşuma gitmiyor, hepsi bu. Aile üyem dahi olsa...”
* * *
“Şu herif para gösterisi yapacaksa bile illa böyle alenen yapıyor.”
Başkan Lee Hak-jae televizyonu kapatırken çay fincanını eline aldı.
“Yoksa beni izlemem için mi açtınız televizyonu?”
“Öyle mi? Zaten bildiğim bir şeyi neden izleyeyim?”
Yönetici Baek Jun-hyuk hafifçe güldü ve bir sigara çıkardı.
“Ee, ne olmuş yani? Jin Do-jun’un zengin olması benimle ne alaka?”
“Bu savaşın sonucunun apaçık belli olduğunu sana bildirmek için.”
“Apaçık belli. Biz kazanacağız. Kazanma şansımız olmasaydı başlamazdık bile.”
“Büyük bir yanılgı içinde değil misin?”
“Yanılgı mı?”
“Bu, bir kurdun kaçan bir geyiği avlaması gibi. Şanslıysan hayatta kalırsın, bir kerecik bile tökezlersen yakalanıp yenilirsin. Av başarısız olsa bile kurt ölmez. Buna savaş denir mi?”
Yönetici Baek sigarasını yaktı.
“Yönetici Lee. Jin Başkan’ın taklidini bırakın da asıl konuya gelin.”
“Aynı alt kademeden geldiğimiz için söylüyorum, patron değişince yandaş da emekli edilir. Biliyorsun, değil mi?”
“Yoksa beni kandırmaya mı çalışıyorsunuz? ‘İşin bitince kenara atılmaktan kurtulmak için benim altıma gel…’ böyle bir şey mi?”
Yönetici Baek gözlerini açınca Başkan Lee gülümseyerek başını salladı.
“Sözün nereye gittiğini iyi anlıyorsun.”
“Yönetici!”
“Benim altıma gel demiyorum, o yüzden bağırma. Sana bir teklif yapacağım.”
“Ne teklifi?”
“Merhum Jin Başkan hisseleri paylaştırıp geri çekildiğinde, Jin Young-gi bana ilk ne demişti biliyor musun?”
“...?”
“Sadece nefes alıp, ölü gibi yaşa demişti. Grup işleri bir yana, dışarıda hiçbir şey yapmamalıymışım. Bu emeklilik değil, adeta onunla birlikte gömülme emriydi.”
Hizmet ettiği efendisi öldüğünde mezarına birlikte gömülen köle... Bu emri, efendisinin oğlu vermişti.
Yönetici Baek Jun-hyuk’un aklına, halihazırda emekli olmuş efendisi Jin Young-gi’nin oğlu geldi. O, nasıl bir emir verecekti? Durmak istiyordu ama bu sorular zihninde dönüp duruyordu.
“Sen benden çok daha gençsin. Tam da çalışma çağında değil misin? Sadece nefes alıp yaşayabilecek misin?”
“Ben sizin gibi Jin Do-jun’un altında kuyruk sallamayı gururuma yediremem.”
Bu açıkça alaycı bir sözdü, ancak Başkan Lee Hak-jae hala aynı mülayim ifadeyi koruyordu.
“Öyle mi görünüyor? Sen Do-jun’u hiç tanımıyorsun. Sadece üstünlük taslayan birinin otuz yaşında kendi gücüyle tüm SoonYang’ı yutabileceğini ve dünyanın en zengini olabileceğini mi sanıyorsun?”
“Değil mi peki? Yönetici Lee, siz sadece Jin Başkan’ın yerine Jin Do-jun’a hizmet ediyorsunuz. İnkar etmek isteseniz de gerçek bu.”
“Ben HW Grubu Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra Do-jun’dan tek bir kez bile onay almadım. Ah, bir kere aldım. Acil nakit gerektiğinde banka yerine Do-jun’a el açtım. Do-jun yönetmekle ilgilenmez. Sadece fetheder.”
“Bu laflara inanmamı mı bekliyorsunuz?”
“İnanıp inanmamak sana kalmış. Neyse, Do-jun Cengiz Han gibi bir herif. Fetheder ve o toprakları başka birine atar... Konuşunca anladım, hakikaten kurtmuş o. Hahaha.”
Kaşlarını çatarak kendisine bakan Yönetici Baek’e, Başkan Lee şöyle dedi:
“Senin de çok tanıdığın vardır, değil mi? Sor bakalım. Yalan mı söylüyorum.”
“İlgilenmiyorum. Her neyse, ben Jin Do-jun için genel kurulu engellemeyi de, birleşmeyi durdurmayı da düşünmüyorum. O yüzden birbirimizin vaktini boşa harcamayı bırakalım mı artık?”
“Yanlış anlama. Benim Electronics ve Mulsan’da gözüm yok. O, Do-jun’un halletmesi gereken iş.”
“O zaman benimle neden görüşmek istediniz?”
Başkan Lee Hak-jae gülümsemesini silip ciddi bir ifadeyle konuştu.
“Jin Young-jun seni diri diri gömmeye çalışacak. O zaman iyi düşün. Gerçekten yapmak istediğin şey ne? Eğer o işte sana yardım edebileceğimi düşünürsen, çekinme, söyle. Yardım ederim.”
Beklemediği bir şey duyan Baek Jun-hyuk donup kaldı.
“Yandaşın halinden yandaş anlar. Emin ol, senin de yapmak istediğin bir şeyler çıkacak. Ben başkanlık yapınca anladım ki, hayatın sadece tek bir yoldan ibaret olmadığını anladım. Hahaha.”
Lee Hak-jae’ye göre, Baek Jun-hyuk’un bu donuk hali hiç de yabancı değildi.
* * *
“Forbes listesini kontrol ettim, dünyanın en zengin insanı Meksikalıydı. Carlos Slim adında bir telekomünikasyon deviymiş. 75 trilyon Won.”
“Öyle mi? 80 trilyon değil mi?”
“Hayır.”
Eşim, gerçeklikten kopuk bu sayıları sanki sınav notuymuş gibi algılıyordu.
Hayatı boyunca sınavlara ve sıralamalara bağlı yaşamış bir ders kurdunun tavrıydı bu.
“Ama kendi mal varlığının birincinin iki katı olduğunu söyledin, yani 150 trilyon Won demek bu.”
“Şahsi mal varlığıma bakarsan 100 trilyonu aşar, ama SoonYang Grubu’nu da dahil edersek durum değişir.”
“Buna rağmen SoonYang Grubu’nun tamamını mı istiyorsun?”
Sormak istediği soru tam olarak bu muydu? Didinip duran halim ona acınası mı görünüyordu?
“SoonYang Grubu’nu hiçbir zaman para olarak görmedim. Ona hayatımın amacı diyebiliriz.”
Eşim, SoonYang Grubu’nu neden hayatımın amacı olarak gördüğümü sormadı. Karı koca olsak bile, dışarıdaki işlerde bakış açıları farklıdır. Onun da kendine ait bir amacı vardı.
“Evdekilerle konuşayım mı? Birleşmeyi engellemeleri için?”
Eşim, benim gözlerimin içine bakarak çok dikkatli bir şekilde söze başladı.
Dava başladığına göre kılıç artık mahkemenin elindeydi. Çok keskin ve büyük olmasa da.
Kayınpederimin yargıdaki bağlantıları büyük bir nüfuz kullanabilirlerdi.
“Hayır. Sadece bilmezlikten gel.”
“Neden? Kayınpederin yardımını istemiyor musun, öyle mi?”
“Asla. İhtiyacım olduğunda gerekirse paçasına yapışır, yalvarırım. Birleşme benim istediğim şey. O muazzam kayınpederimin gücüne daha sonra ihtiyacım olacak. Farklı bir damadı kabul etmelerinin bedelini fazlasıyla ödeyecekler. Ha ha.”
“O zaman genel kurulu engelleyecek dava açmanın ne anlamı vardı?”
Eşim, kocasının bir türlü anlayamadığı iç yüzünü merak ediyordu.
“Tüm ulusun, SoonYang’ın iç yüzünü şüpheli gözlerle incelemesini sağlamak. Bu kadarı yeterli.”
Hazır başlamışken eşime sordum:
“Adliyenin bu birleşme hakkında ne düşündüğünü duydun mu hiç?”
“Sadece söylentiler havada uçuşuyor. Davaya bakan yargıç atandığında söylentiler gerçeğe dönüşecektir. Hangi ekibin yargıcı olduğu ortaya çıkınca.”
“Söylentiler ne yönde?”
“Yukarıdan ‘Birleşmeyi engelleyen unsurları erkenden ortadan kaldırın’ şeklinde emir geldiği yönünde.”
Bunlar adliyeye baskı yapma gücü olan insanlar, değil mi? Benim planım işlerse üç beş yargıç cübbesini çıkaracak.
“Sen kesinlikle bu davaya bakmamalısın. Kesinlikle!”
“Ben ceza mahkemesi yargıcıyım! Karının ne iş yaptığını bile bilmiyor musun? Hukuk okumuşsun oysa ki?!”
* * *
1 Haziran'da Seul Merkez Bölge Mahkemesi Medeni Hukuk Dairesi, birleşme yasağına ilişkin ihtiyati tedbir talebini reddetti. Bir hafta geçmeden, ‘SoonYang Mulsan’ın kendi hisselerini satma yasağı’ hakkındaki ihtiyati tedbir talebi de reddedildi. Mahkeme, hisse satışının toplumsal kabul açısından açıkça adaletsiz veya kamu düzenine aykırı sayılmasının zor olduğuna karar verdi.
Daha da şaşırtıcı olanı, bir hafta bile geçmeden Seul Yüksek Mahkemesi Medeni Hukuk Dairesi’nin temyiz sürecini de hızla sonuçlandırmasıydı. Doğal olarak, hissedarlar kurulu kararının ve hisse satışının durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir talepleri kabul edilmedi. Bu kadar hızlı ilerleyen bir yargı sürecine nadiren rastlanırdı. Başkan Yardımcısı Jin Young-gi ve Jin Young-jun’un adımları da şimşek gibi hızlıydı.
Temmuz ayı başlar başlamaz SoonYang Mulsan, Olağanüstü Hissedarlar Genel Kurulu’nu topladı ve SoonYang Ad Media ile birleşme önergesini kabul etti. Kabul oyları yaklaşık %70 civarındaydı ve genel kurul sadece 25 dakikada sona erdi.
SoonYang Mulsan’ın ikinci büyük hissedarı olan Ulusal Emeklilik Fonu’nun yönetim kurulu başkanı toplantıya katılmıştı, ancak bu Hyun Wan-joo değildi. Hızla değiştirilen başkan, Fon Yönetim Merkezi’nde sadece bir planlama odası yöneticisiydi.
Eşi benzeri görülmemiş bu sıra dışı atamanın sebebi, talimatlara göre oy kullanacak bir kukla olarak tam da uygun bir kişi olmasıydı. Genel kurul sona erdiğinde uzun bir nefes aldım.
Eti verdim. Şimdi kemiği alma zamanı.
* * *
=======================================