Bölüm - 274
- Ana Sayfa
- Zengin Olarak Yeniden Doğmak
- Bölüm 274
[273] Hayırlı Evlatlar... 1
Herkes annenin adının neden kullanıldığını merak ediyordu ama ailemizin işlerini çok iyi bilen Yönetici Woo Byung-joon, alnına vurarak kahkahayı patlattı.
“Haha. Bu gerçekten… Ne diyeceğimi bilemiyorum… Hanımefendi bunu öğrenirse köpürür ve bayılır belki de… Huhu.”
“Eğer öyle olursa, daha ne isteriz.”
Sözlerimdeki samimiyeti okuyan Yönetici Woo Byung-joon hemen gülmesini kesti.
“Özür dilerim. O kadar ustaca bir hamle ki, kendimi tutamadım…”
“Özür dilemenizi gerektirecek bir durum yok. Sorun değil.”
Konuşmamızın içeriğini tahmin edenler, evrakları kurcalayarak görmezden ve duymazdan gelmeye çalıştılar.
İçerideki ağır havayı dağıtmak için Chun Sang-pil’e döndüm ve, “Söz verilen para şu an işlemde. Tamamlandığı anda size bildireceğim, bu yüzden endişelenmenize gerek yok. Yarın işi iyi hallettiğinizden emin olun,” dedim.
Başını sallayan adama bakarak hisse senedi durumu dosyasını açtım. Yarın sabah, büyükannem beş parasız kalacaktı.
* * *
“Halan kovulmamak için uğraşıyor demek.” Otel restoranını şöyle bir süzerek hızla içeri giren Başkan Yardımcısı Jin Young-ki, sandalyeye otururken memnun bir ifade takındı.
“Ne demek istiyorsunuz?”
“Otelden bahsediyorum. Buraya uzun zamandır gelmiyordum ama eskisine göre çok farklı. Çok daha zarif ve modern görünüyor. Çalışanların ifadeleri de iyi, gelişme kaydetmiş.”
“Alışveriş merkezinin satışlarının da yükselişte olduğunu duydum. Halamın potansiyeli gerçekten muazzam sanırım.”
“Senin hiçbir rolün yok muydu?”
Bir dereceye kadar şüphesi olsa da, zaten sadece tahmin yürütüyordu. Ciddi cevap vermeye gerek yoktu. “Ben Miracle’a yatırım yaptım, evet, ama sadece dolaylı yoldan. Benim rolüm ne olabilir ki… Sık sık gelip satışları artırmak kadar mı diyeyim…?”
“Kurnazlığın da doğal… Güzel. Huhu.”
Bir bardak su içince yemek geldi. Kore yemeği olduğu için çok sayıda meze (banchan) vardı ama Büyük Amcam neredeyse hiç çubuk değdirmedi.
Kısa yemeği bitirince sordu. “Gerçekten ne istiyorsun?”
“İkinci Büyük Amcama zaten her şeyi söyledim. Yoksa duymadınız mı?”
“Büyükanneyi görmek istemediğin mi?”
Konuyu basitleştirmesi olağanüstüydü. Tek kelimeyle özetleyebilmişti.
“Öyle de diyebiliriz.”
“Doğrusunu söylemek gerekirse, annemiz biraz aşırıya kaçtı. Yengeni alt etmek için yanıp tutuşuyordu, bunun sana kadar uzanacağını kim bilebilirdi… Bazen ben bile izlerken suratımı ekşitirdim.”
Bu kadar rahat davranmasının sebebi neydi? Hala benim gizli hisselerden haberim olmadığını mı düşünüyordu?
“O zaman beni anlıyorsunuz.”
“Elbette. Bu yüzden evin en büyük büyüğü olarak bu işi temiz bir şekilde halletmeyi düşünüyorum.”
“Lütfen söyleyin.”
“Senin istediğin gibi, annem bir daha Kore topraklarına ayak basmayacak. Hayatının geri kalanını yurt dışında sürgün hayatı gibi yaşayacak. Elbette, hareket edemeyecek kadar zayıflarsa ona bakmamız gerekir. Zaten sadece hastanede kalmayacak mı?”
“Yurt dışında da iyi hastaneler var.”
“Ne?” Yumuşakça gülen yüzü anında çarpıldı.
“Bu velet haddini aştı. Lanet olası! Bu söylenecek şey mi? Ne kadar nefret etsen de, yabancı bir yerde ölmeyi uygun mu görüyorsun?”
“Büyük Amca. Ne istediğimi sordunuz, ben de dürüstçe içimden geçeni söyledim. Torununu kamyonla ezmeye çalışan bir büyükanne değil mi? Torunundan ne kadar nefret etse de, bu makul bir şey mi?”
Bu aile üyeleri kamyon hikayesi açılınca hemen susarlar. Çünkü o zaman Büyükbaba da oradaydı.
“Büyük Amca. Söyleyecek bir şeyiniz varsa söyleyin. Şu anda benim ne düşündüğüm önemli değil gibi görünüyor.”
Bana dik dik bakarak bir bardak suyu tek dikişte içti ve konuştu.
“Annem yurt dışında yaşamaya devam edecek. Ama gerçekten sürgün hayatı yaşamasına izin veremeyiz. Rahat yaşaması için yeterli miktarda para sağlayacağız. Bu, senin engelleyebileceğin bir mesele değil.”
Kore’nin en zengin ailesinde bir oğul annesine “hayırlı evlatlık” yapıyorken, buna engel olmayı düşünmedim.
“İstediğin bu, değil mi? O zaman muhalefete sızdırdığın şeyleri geri topla. Sunyang adının ortalıkta dolaşmasının iyi olmadığını biliyorsundur.”
“Hepsi bu mu?”
“O Chun Sang-pil denilen adamı yanında tutuyorsun, değil mi? Annenin yaptığı hataların çoğunu onun bildiğini duydum. Boş yere o adamı kullanmaya kalkışma, ağzını sıkı tutmasını sağla. Sanat vakfını ise sorun çıkmayacak şekilde ben hallederim.”
Gizli hisseler hakkında tek kelime etmemesi, ya benim bu konuyu bilmediğimi düşündüğü ya da gizli hisselerin benim ilgi alanımın dışında olduğunu varsaydığı anlamına geliyordu.
Sessiz kaldığımı görünce, kendi fikrinin herkesin yararına olacak en iyi yöntem olduğunu uzun uzadıya anlatmaya devam etti.
Ben sadece onu dinledim. Böyle konuşup zaman kaybetmesi benim için ne kadar büyük bir şanstı, bilemez.
Sadece bir günde, jet hızıyla bitirdiğim bu eylemi öğrense nasıl bir ifade takınacak acaba?
Uzun süre keyifle konuşan adam durdu ve ceketinin iç cebinden cep telefonunu çıkardı.
“Bir saniye.”
Titreyen kapağı açtı.
“Ne oldu?”
Karşı taraftan anlaşılması zor, telaşlı bir ses sızdı.
“Ne?” O kadar şaşırmıştı ki, sandalyeyi devirip ayağa fırladı.
Büyük Amca telefonu kulağından ayırmadan bana dik dik bakmaya başladı. Myeongdong’da hisselerin hareket ettiğini fark etmiş miydi?
Gözü ve kulağı olacak adamları çoktan dört bir yana yerleştirdiğine şüphe yoktu.
“Sen, seni velet…!”
Kapatmadığı telefonu tutan eli titriyordu.
“Şu anda Sunyang hisselerinin büyük bir hareketlilik içinde olduğunu söylüyorlar, bu senin işin mi?”
Bir yetişkin ayaktayken oturmak uygun değildi. Yavaşça ayağa kalkarak, “Büyük Amca, Avukat Chun Sang-pil’e ne söylediğinizi bilmiyorum ama benden yardım istedi. Ben de onu kurtardım… Birdenbire hisseleri satacağını söyledi. Benim de kaliteli hisseleri mutlaka alma gibi bir alışkanlığım olduğu için… piyasa fiyatının biraz üstünü teklif ettim,” dedim.
“Başından beri hedeflediğin hisseler miydi?”
“O sadece bir bonus. Ne istediğimi size ağzım köpürünceye kadar anlatmadım mı?”
“Hey!”
“Muhalefete de bilgi sızdırmaya devam etmeyi düşünüyorum.”
“Ne hisseler ne de annem senin istediğin gibi olmayacak. Ne kadar çabalarsan çabala, benim birkaç telefonumla ortalık yatışır. Sen benim karşıma çıkmak için yüz yıl uğraşsan yetmez.”
“Öyle olsun diyelim. Ancak şimdiye kadar olanlar sadece bir başlangıç. Muhalefet durursa, savcılığı devreye sokarım. Onu da engellerseniz, iş Amerika’da patlak verir. Kore Başkonsolosluğu kaçakçılığa karıştıysa, bu diplomatik bir mesele değil midir? Büyük Amca, Amerika’yı da engellerseniz… Büyükannem ülkeye geri dönmek zorunda kalır.”
“Tamamen delirmişsin. Ne? Amerika mı?”
“Hisseleri nasıl geri alacağınızı gerçekten merak ediyorum. Senaryo kafamda aşağı yukarı canlanıyor ama…”
Ona hiçbir şeyin kolay olmayacağını bildirmek istedim.
“Bir film nerede senaryoya göre vizyona girer ki? Yapımcının baskısı, yönetmenin düzenlemeleri, oyuncunun kaprisleri… Çoğu zaman senaryodan tamamen farklı bir içerikle gösterime girer. Bir filmin ne olduğunu ancak son kurgusu bittiğinde anlarsınız.”
Büyük Amca alaycı bir şekilde güldü. Hâlâ özgüvenle doluydu.
“Şımarıklık yapma, teklifimi kabul et. Henüz geç değil.”
“Özür dilerim. Sabah yediğiniz yemeği hazmetmek bir yana, midenizi bozabilecek şeyler söylediğim için. Teklifiniz için teşekkür ederim ama bu mümkün değil. Sadece içimden geldiği gibi devam edeceğim.”
Bir an düşündüm, Büyük Amca henüz telefonu kapatmamıştı. Kim olduğunu bilmiyordum ama konuşmamızın tamamını duymuştu ve şimdi paçası tutuşmuş olmalıydı. Hisseleri iyi izlemesi için büyük paralar almıştı… Başarısızlıkla sonuçlandığına göre hepsini geri ödemek zorunda kalacaktı.
* * *
“Gerçek isimlere geçişi tamamladım. Hepsi Direktör Bey’in annesinin adına devredildi.” Başkan Yardımcısı Jang Do-hyung kalın evrak yığınını uzattı.
“Zahmet ettiniz.” Yüzünde rahatlamış bir ifade olan Chun Sang-pil’e döndüm.
“Hesabı kontrol ettiniz, değil mi?”
“Evet. Kapora sorunsuz bir şekilde ulaştı.”
100 milyon dolarla yetinmeyen bir tavır, bu adamın da sıradan bir hayat sürmesi imkansızdı.
“Kalan parayı da şüphesiz vereceğiz.” Ona elimi uzattım.
“Artık ailenizle buluşun, dinlenin ve nereye yerleşeceğinize karar verin. Son ana kadar size göz kulak olacağız.”
“İlginiz için teşekkür ederim, Direktör Jin Do-joon.”
Chun Sang-pil bana başını eğince Yönetici Woo Byung-joon konuştu. “Şimdi yola çıkalım mı? Incheon veya Gimpo Uluslararası Havalimanları Başkan Yardımcısı Jin Young-ki’nin adamlarıyla dolu olacaktır. Bay Chun Sang-pil, Busan Limanı’ndan gemiyle Japonya’ya geçecek ve oradan Bali uçağına binecek.”
“Gizlice mi kaçıyorum?” Chun Sang-pil’in yüzünde bir korku belirince Yönetici Woo Byung-joon kahkahayı patlattı.
“Çok film izlemişsiniz anlaşılan. Japonya’ya giden çok sayıda yolcu gemisi var. Fukuoka’ya üç saatte varılır. Pasaportunuzu iyi saklayın yeter. Haha.”
Chun Sang-pil’in Busan’a doğru yola çıktığını teyit ettikten sonra, anne babamın evine yöneldim. Bu işin en zor kısmı henüz geride kalmıştı.
Uzun zaman sonra baba ocağına dönmüş gibiydim. Annem akşam yemeği hazırlamakla meşguldü ve yoğun olan babam da erken dönmüştü.
“Anne babanın yüzünü görmek için gelmediğine göre, ne var?”
“İkisi bir arada. Benden selam bile vermeyen nankör bir evlat gibi mi düşünüyorsunuz?”
“Sen bizim yüzümüzü görmek istediğinde önce restoran rezervasyonu yaparsın. Annenin mutfakta çalışmasını istemediğini söylersin.”
Babam mutfakta telaşlanan annemi işaret etti.
“Öyle. Ama bugün evde yemek yiyeceğim. Dışarıda konuşursak restoranın gürültülü olmasından endişeleniyorum.”
“Yine ne var? Ne halt karıştırdın?”
“Yemeği yedikten sonra anlatacağım.”
Annemin hazırladığı akşam yemeğinden sonra ikisiyle birlikte oturma odasına oturdum.
“Evet, anlatacağın ne?”
Öncelikle büyükannemin sanat eseri işlemlerinden bahsettim. Sunyang Sanat Vakfı’nın tamamen mahvolduğunu öğrenen babamın yüzü dondu.
“Yani, tüm resimleri satıp grup hisselerini mi satın almış?”
“Evet. Çok uzun zaman önce azar azar toplamış. Bunların arasında halka açık olmayan hisseler de var. Büyükbabamın şirketin kurucu ortaklarına ayırdığı hisseleri de gizlice satın almış, bu yüzden değeri oldukça yüksek.” Onlara tuzak kurduğumu söylemeye cesaret edemedim.
“O hisselerin hepsi gizli hesaplardaydı, değil mi?”
“Evet.”
Babam ne söylemeye çalıştığımı çoktan anlamış gibiydi.
“Ve hangi yöntemi kullandığını bilmiyorum ama o hisseleri sen ele geçirdin, öyle mi?”
“Doğru. Nasıl bildiniz?”
“Eğer o hisseler Büyük Amcanın eline geçmiş olsaydı, bunu bize bildirme zahmetine girmezdin.” Babam bunu önemsiz bir şeymiş gibi sakince söyledi.
“Ağabeylerimin bana bağırabileceğini, bu yüzden hazırlıklı olmamız gerektiğini mi söylüyorsun?”
“Evet. Bu sefer annemin de kendini çok iyi hazırlaması gerekiyor.”
Annem iri gözlerini kocaman açtı.
“Ben mi?”
“Evet. Büyükannenin gizli hisselerinin tamamını annemin adına devrettim. Tam hisse oranını Başkan Lee Hak-jae’den teyit etmemiz gerekecek ama grubun yönetim hisselerinin %3’ünden fazlası olmalı.”
“An, Annemin hisselerini benim… benim adıma mı devrettin?”
“Evet.”
Sayılardan çok, grubun hissesi olması ve üstelik kayınvalidesinin hissesi olması çok daha büyük bir şok yaratmıştı. Annem kekelese bile konuşabildi. Babamsa şaşkınlıktan sadece ağzını açabilmişti.
“En çok acı çeken gelinin miras alması doğal değil mi? Annemin buna tam hakkı var.”
Annem şoku hızla atlattı. Hiçbir şekilde hisselerin getireceği yükten veya akrabaların saldırılarından endişe ediyor gibi görünmüyordu.
“Do-joon.”
“Evet.”
Sakinliğini geri kazanan annemin sesi dingindi.
“Evlendiğimden beri yaşadığım aşağılanmalara ve hakaretlere senin baban sayesinde katlandım.” Babam, annemin sözlerinden üzülmüş olacak ki, onun elini sıkıca tuttu. “Ama bugün, senin sayende o anıları tamamen sildim. Şu anki kadar ferahlamış hissettiğimi ilk defa yaşıyorum. Teşekkür ederim, oğlum.”
Annemin hiç beklenmedik bu sözleri karşısında ben ve babam nutku tutulmuştu.