Bölüm - 272
- Ana Sayfa
- Zengin Olarak Yeniden Doğmak
- Bölüm 272
[271] Yılan Başı 4
“Niye? Annemden gizli iş çeviriyor gibiyim, değil mi?”
Jin Young Ki, suratı asılan Cheon Sang Pil'e bakarak hafifçe güldü.
“Bu arkadaş... Benim kim olduğumu bilmiyor musun? Senin hizmet ettiğin kişinin en büyük oğluyum. Sunyang'ın en büyük oğlu. Ben sana annemin malını mülkünü gasp etmeye çalışan hayırsız evlat gibi mi görünüyorum?”
“A, hayır efendim. Sadece çok ani gelişen bir durum olduğu için…”
“Sen de mevcut durumu biliyorsun. Ailenin serseri kılıklı bir ferdi, her an büyük bir olaya sebep olmak üzere. Ben de ondan önce durumu toparlamak istiyorum, hepsi bu. Elbette, Annem de haberdar. Özel uçağı da ben gönderdim.”
“Ancak bu bir bağış meselesidir. Başkan Yardımcısının gerçek adına geçmeden önce diğer evlatların da bundan haberi olmalı. Yoksa ileride miras meseleleri ortaya çıkabilir…”
“Şuna bak, yanlış anlamışsın. Kendi adıma geçirelim demiyorum. Senin yönettiğin yediemin hesaptan, Grubun yöneteceği yediemin hesaba geçireceğiz. Bağış, miras gibi konuları kafana takmana gerek yok.”
Cheon Sang Pil, bu aile ferdinin kendisinin sahip olduğu tek gücü elinden almaya çalıştığını anlamıştı.
Jin Do Jun'un teklifi olmasa bile, böyle bir durumda inisiyatifin elinden alınmasına izin veremezdi. Kendi rızasıyla çekilmek bir yana, bir kenara atılmaktan kesinlikle kaçınmalıydı.
“Peki, anladım. O halde yediemin hesabı değiştirmek için hazırlık yapıp tekrar huzurunuza gelirim.”
“Tamam. Zahmetine değer.”
Cheon Sang Pil ayağa kalkınca, Başkan Yardımcısı Jin Young Ki elini kaldırıp gitmesine engel oldu.
“Bir saniye bekle.”
Başkan Yardımcısı Jin Young Ki, interkoma bastı.
“Gir.”
Zaten beklemekte oldukları anlaşılıyordu; iki genç adam içeri girip başlarını eğdi.
“Bu arkadaşlarla birlikte hareket et. Sekreterlik ofisi çalışanları, akıllı çocuklardır. Onları yanına al, ayak işlerini yaptır, zor işleri gördür. Acele bir durum, bir elin daha olması gerekmez mi?”
Çok barizdi.
Bu, onu 24 saat boyunca izleyecekleri anlamına gelmiyor muydu?
Nihayet Cheon Sang Pil patladı.
“Başkan Yardımcısı. Şu an ne yapmaya çalışıyorsunuz?”
“Ne?”
“Ben size, Madam Lee’nin pisliğini temizlemek için üstüne bir de gözetlenecek kadar aptal biri mi görünüyorum?”
“Ne diyorsun? Gözetleme ne demek!”
Artık ikisi de birbirinin asıl niyetini çözmüştü. Masum rolü yapıp uzun uzadıya konuşmak sadece ağız yormaktan ibaretti.
“Yediemin hisselerini ben yönetiyorum. Sizin ailenizin o serserisi bir iş çevirirse, onu siz çözün. İşler düzgünce yoluna girip Madam Lee ülkeye döndüğünde, o zaman yedieminliği düzenlerim. İster Başkan Yardımcısı ister başkası olsun, istediğiniz gibi yaparım. Ondan önce, aklınızdan bile geçirmeyin.”
Cheon Sang Pil’in kararlı sözleri üzerine Başkan Yardımcısı Jin Young Ki çenesini okşadı.
“Vay be, elinde hisseler var diye sesi ne kadar da gür çıkıyor? Hı hı.”
Jin Young Ki, Cheon Sang Pil’i ayakta bekletirken ahizeyi kaldırdı.
“Ah, Sayın Başsavcı. Benim. Size bir şey danışmak istiyorum.”
Başsavcı kelimesi üzerine Cheon Sang Pil’in kalbi yerinden oynadı. Jin Do Jun’un söyledikleri ve kendisinin de öngördüğü en kötü senaryoya doğru gittikleri açıktı.
“Bir vakıf çalışanı, vakıf varlıklarını gizlice elden çıkarırsa... Evet, doğru. Tamı tamına yüz milyarlarca Won yemiş. Midesiz bir herif. Ne? Müebbet mi? O kadarına gerek yok, 15 yıl yeterli olur sanırım, değil mi?”
Asıl niyetini bu şekilde mi ortaya koyuyordu?
Nasıl oluyorsa, bu lanet ailenin fertleri hiçbir tahminden sapmıyordu.
Gerçi Sunyang’ın gücü de buydu.
Kimsenin tahmin edemeyeceği yöntemleri kullanmalarına gerek yoktu. Herkesin öngörebileceği yöntemleri kullanıyorlardı, ancak buna karşı koymanın bir yolu yoktu.
Ezici güçle dayattıklarından, herkes çaresiz kalıyordu. Eğer böyle giderse, pahalı sanat eserlerini satan hırsız kendisi olacaktı.
Tahmin edilemeyen tek teklifi yapan o adam aklına geldiği anda, telefonu kapatan Jin Young Ki’nin uyarısı duyuldu.
“Hey! Cheon Sang Pil. İyi dinle. Şu andan itibaren benim yazdığım senaryoya göre hareket et. O zaman üç yıl içinde hapisten çıkarsın. Cezanı tamamlayıp çıktıktan sonra köşene çekilip sessizce yaşa. Geçimini ben sağlayacağım, o yüzden merak etme.”
“Bu, istediğin gibi olacak mı sanıyorsun? Jin Do Jun’un, annenin el yazısıyla imzaladığı gizli bir sözleşmesi var. Bu, en kesin kanıt.”
“Senaryomu henüz görmedin, değil mi? Orada ondan fazla figüran yer alıyor. Hepsi vakıf çalışanı. Onlar tanıklık edecek. Seksen yaşını aşmış, dünya işlerinden bihaber bir yaşlı kadını tatlı dille kandırıp tabloları satan kişinin sen olduğunu ve vakıf işlerinin tamamını senin üstlendiğini söylerlerse ne olur?”
Gözleri iyi görmeyen bir büyükannenin, İngilizce hazırlanmış bir sözleşmeyi titizlikle okuduğunda ısrar etmek daha da komik kaçardı. Üstelik bu sözleşmeyi en yakın, en güvenilir çalışanı sunduğu için, Sunyang’ın hanımefendisi pozisyonunda birinin doğru dürüst kontrol etmeden imza attığı iddiası absürt de olmazdı.
Jin Young Ki’nin bu rahatlığı blöf değildi. Bu, akla yatkın, hatta kesin bir senaryoydu.
“Bu son değil. Sahne düzenimiz de iyi. Şu an geçmişini didik didik araştırıyoruz. Eğer tek bir toz zerresi bile olmadan yaşadıysan, rahat edebilirsin. Ah... Hayır, aslında. Olmayan bir geçmiş de yaratmayı düşünüyorum. Savcılık çağrı kâğıdından önce basında çıkan haberleri göreceksin, biliyor musun? Buna genellikle dedikodu, skandal derler. Sana bir de gayrimeşru çocuk uyduralım mı?”
Bembeyaz kesilen Cheon Sang Pil’i gören Jin Young Ki, zaferle gülümsedi.
“O arkadaşları al ve hemen gidip sana söylenenleri yap. Söz veriyorum! Üç yıl.”
Başkan Yardımcısı Jin Young Ki’nin el hareketine karşılık, iki genç adam omuzları düşmüş Cheon Sang Pil’i alıp dışarı çıkardı.
Jin Young Ki, Jin Do Jun’a minnettar kalacak gibiydi. Sayesinde annesinin sakladığı o kıymetli hisseleri ele geçiriyordu.
Tek sorunu ise, bu hisseleri kardeşleriyle paylaşmadan tek başına mideye indirmekti.
* * *
“Her şeyi duydunuz mu?”
“Evet. Sonuçlarına katlanmayı göze alarak mı yaptın bilmiyorum ama sen artık bizim ailenin düşmanısın.”
Başkan Yardımcısı Jin Dong Ki’nin yüzü, sanki birkaç kadeh içmiş gibi kızarmıştı.
“Ne zaman aile olduk ki? Zaten bizim evde ‘aile’ diye bir şey hiçbir zaman var olmadı. Kimin ne kadar hissesi varsa ona göre büyük muamelesi gören, uşak muamelesi gören bir hane değil miyiz biz?”
“Öyle olsa bile, yaşlı bir büyükanneye bunu yapmak zorunda mıydın?”
İkinci büyük amca, masanın üzerindeki bardağa içki doldurdu.
Ne kadar sevgisiz olsa da, öz annesi hapse girmek üzereyken bu kadar sakin olması şaşırtıcıydı. Bu, tüm önlemlerini aldıkları anlamına geliyordu...
“Acaba Büyükannem... uçağa bindi mi?”
“Şu sıralar kalkmış olmalı.”
“Öyle mi? Hızlısınız.”
“Ne kadar uğraşırsan uğraş, sınırın burası. Büyükanneye bir şey yapamazsın.”
“Teşekkür ederim, İkinci Büyük Amca.”
Başımı hafifçe eğerek selam verince, İkinci Büyük Amca elindeki kadehi masaya bıraktı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Büyükannemin hapse gireceğini hiç düşünmedim. Sonuçta o, Sunyang’ın Ulu Kraliçe Annesi sayılır, değil mi? Benim amacım buraya kadardı: Büyükannenin bir daha Kore topraklarına adım atmaması. Hiçbir şey yapamadan, sadece nefes alarak yaşaması. Siz bunu hızlandırdınız... Şu anda sürgüne gidiyormuş gibi hissederek uçakta hıçkırıklara boğuluyordur.”
Jin Dong Ki, bıraktığı kadehi alıp tek dikişte bitirdi.
“Sen de ne kadar acımasızsın. Aynı zamanda aşırı derecede gerçekçi.”
“Haddimi biliyorum.”
“İstediğin oldu, o halde Sunyang Grubu'nun üstüne kara bulutlar çeken işleri bırak artık.”
“Artık çok geç. Ayrıca ben durursam, Büyükannem hemen ülkeye geri döner, öyle değil mi?”
“Ne? Çok mu geç? Ne yaptın sen?”
“Biraz önce birlikte akşam yemeği yediğimiz kişi bizzat keskin nişancıydı. Gerçek mermileri aldı, ateş edecektir.”
“Acımasız herif…”
Tekrar kadehini kaldıran adama söyledim.
“Şöyle bir dönüp bakın. Bana ve aileme en acımasızca davranan kimdi? Büyükannemin anneme yaptıklarını, bana yaptıklarını bir düşünün. Eğer ben acımasızsam, Büyükannem caniceydi.”
“Bunu tatlıya bağlayabiliriz diye ufak bir umut beslediğim için aptalmışım galiba. Tamam. Hadi deneyelim. Bu sefer biz kardeşler el ele verecek ve senin yaptığın şeyi durduracağız. Sen kendi anneni düşündüğün gibi, bizim de annemizi düşünmemiz gerekir, değil mi? Bu yıl bitmeden, büyükannenin eve geri dönmesini sağlayacağız.”
Ben de önümde duran kadehi boşalttım.
“İyi düşünün. O sadece, Büyükbaba’dan ve ailemizden nefret ettiği için her türlü sorunu çıkaran bir büyükanne. Yurt dışında sadece nefes alarak hayatının geri kalanını geçirmesi bile fena sayılmaz.”
“Yine de o bizim annemiz. Öyle yapamayız.”
Bana gülümseyerek konuşan adama başımla selam verdim.
“Ben önce kalkıyorum. Çünkü işlerin yoğunlaşacağını düşünüyorum.”
“Birlikte çıkalım. Benim de oyalanacak vaktim yok.”
İkinci büyük amca omzuma hafifçe vurarak önden çıkıp gitti.
* * *
Muhalefet partisinin verdiğim bilgiyi patlatması en az iki gün sürerdi. Onlar aptal değiller. En azından New York Başkonsolosluğu’nda tanıdığı olan birini kullanarak asgari düzeyde doğrulama yapacaklardır.
Bu süreçte amcalarım oraya buraya telefon etseler de, bu yanlış çalışan bir dişli olur. Kültürel miras kaçakçılığı ile sanat eseri satışı arasındaki fark yüzünden biraz zaman kazandım.
Önemli olan, o iki gün içinde Cheon Sang Pil’in karar vermesiydi.
Ancak bugün büyük amcamın hareketlerine bakılırsa, Cheon Sang Pil ile çoktan temasa geçmişlerdi. Büyükannenin yerine bir vekil istemiş olmalılar, ama asıl istedikleri şey yediemin hisseleriydi. Olaylar patlak vermeden önce hisseleri hızla devretmek isteyeceklerdir.
İşleri çabucak halletmenin iki yolu vardır.
Birincisi, işlerin sorunsuz ve doğal bir şekilde akıp gitmesi.
İkincisi, engelleri kaldırmak için tüm imkânları kullanmak.
Genellikle ‘tüm imkânlar’ normal yöntemler değildir. Ben de Cheon Sang Pil’in, büyük amcamın alışılmadık baskısından kaçıp bana gelmesini bekledim.
Zira benim sunduğum koşul, basit bir kaçış noktası değil, adeta rüyaların El Dorado’suydu.
Ve çok uzun süre beklemek zorunda kalmadım.
*— Müdür Jin. Bana bahsettiğiniz o söze güvenebilir miyim?*
Gecenin bir yarısı arayan adam, öncelikle kesin bir yanıt istiyordu.
“İnsan sözüne güvenir misiniz? Öncelikle sizi güvenli bir yere götüreceğim. Yediemin hisselerini de elbette, sigorta parasını tahsil ettikten sonra bana devredebilirsiniz.”
Kısa bir an sessizlik oldu. Sözlerimin ardındaki gerçek niyeti anlamaya çalışıyordu.
*— Ben sadece sigorta parasını alıp hisseleri devretmeyebilirim. Tersi bir soru sorayım. Siz bana güveniyor musunuz?*
“Bir şeyi unuttunuz. Ben de Sunyang ailesindenim. Benim paramı alıp kaçan birini rahat bırakacağımı mı sanıyorsunuz? İki canı varsa bilemem.”
Yine sessizlik.
Tekrar ağzını açtığında, hiç beklenmedik bir şey söyledi.
*— Anlaşılan hayatım zaten ipotek altına alınmış durumda. Lütfen beni buradan çıkarın.*
* * *
“Gözetim altında tutuluyor demek.”
“Evet. Başkan Yardımcısı Jin Young Ki iki kişi görevlendirmiş. Şirkette buluştukları andan itibaren gözetlemeye başlamışlar. Avukat Cheon Sang Pil şirketten çıkıp doğruca evine gitmiş ancak apartman girişinde giriş çıkışları izliyorlarmış.”
Yönetici Direktör Woo Byung Jun’un yüzünde pek de ciddi bir ifade yoktu.
Sadece iki kişiydi. Bunun hapis değil, yalnızca gözetim olduğunu düşünürsek, adamı oradan çıkarmanın kolay olacağını varsayıyor olmalıydı.
“Sadece Avukat Cheon’u mu getirmemi istiyorsunuz?”
“Hayır. En iyisi tüm aileyi birden alalım.”
“O halde şimdilik Güneydoğu Asya’da bir tatil yerine göndereyim.”
“Öyle yapın. Ha, Avukat Cheon’u benim Yeouido’daki ofisime getirin. Henüz bitirmemiz gereken konuşmalar var.”
“Anlaşıldı. Öyleyse şaşırmaması için önceden haber verin. Ben şimdi yola çıkıyorum.”
Yönetici Direktör Woo Byung Jun yola çıktıktan sonra ben de telefonu elime aldım.
“Avukat Cheon Sang Pil.”
*— Evet. Ne oldu?*
“Şu an bizim ekipler yola çıktı. Sadece kimlik ve pasaportunuzu alın. Kartlarınızı kesin, cep telefonunuzu parçalayın. Sadece fiziksel olarak hareket edeceksiniz.”
*— Ne? Nereye gidiyor olacağız…?*
“Aileniz Güneydoğu Asya’da bir tatil merkezine götürülecek. Tekrar ediyorum, boş yere bavul hazırlamaya ya da değerli eşya toplamaya kalkmayın. Kelimenin tam anlamıyla ortadan kayboluyorsunuz. Sadece vücudunuzla dışarı çıkın.”
*— Yine de... Biraz para alsam iyi olur…*
“Avukat Cheon Sang Pil.”
*— Evet.*
Kekelemeye başlayan sözünü hemen kestim.
“Siz yakında 1 trilyon Won’luk devasa bir meblağa sahip olacak kişisiniz. Avukat Bey, servetiniz ne kadar bilmiyorum ama o parayı yanınıza almakta bu kadar ısrarcı mısınız? 1 trilyon Won’un yanında, o birkaç on bin Won’luk banknottan ibaret. Gerekli harcamaları ben karşılayacağım, o yüzden sadece kendinizi dışarı atın.”
*— Ah, peki.*
Telefon görüşmesini bitirip erkenden Yeouido’ya doğru yola çıktım.
=======================================