Bölüm - 244
- Ana Sayfa
- Zengin Olarak Yeniden Doğmak
- Bölüm 244
[243] Beş Günlük Cenaze 1
Büyükannenin geçmiş araştırmasını duyunca şaşırması beklense de, Yönetici Woo Byung-joon'un tavrı hiç değişmedi.
"Kolay bir iş değil."
Onun benim için çalıştığından beri ilk defa doğrudan olumsuz bir tepki göstermesiydi.
O kadar zor bir iş miydi? Yoksa büyükanne olduğu için mi çekiniyordu?
"Zor olan iş mi, yoksa hedef mi?"
"Hedefi düşünerek hareket etmiyorum. Sanat eseri işlemlerini tespit etmek zor bir iş."
Woo Byung-joon'un da insan olduğunu düşünüp bu esnada hafifçe gülümsedim.
"Abartmıyorum."
Gülüşümü yanlış anladı mı ne, ifadesi daha da katılaştı.
"Yüksek değerli sanat eseri işlemlerini doğru bir şekilde tespit edebilmek için sadece belge bulmak yeterli değil. Gizli işlemler de çok, sadece nakit alışverişinin yapıldığı işlemler de sayısız."
"Yani insanları soruşturmamız mı gerekiyor?"
"Evet. İşlemlere dahil olan kişilerin ağızlarından işlem içeriklerini öğrenmemiz gerektiği için zor olduğunu söylüyorum."
"Ağızlarını açtırmanın en kesin yolu para ve şiddettir, değil mi?"
Woo Byung-joon'un yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı. Benim ağzımdan doğru cevabın çıkacağını beklemiyordu.
Ben tam tersi bir durumdaydım.
Para ve şiddetle insanların ağzını kapatmak benim işimdi.
Hamile kadınlar, şiddet gören erkekler, trafik kazası kaçakları, uyuşturucu vb.
Tarafların ağızlarına kilit vurdum ve sorumlu müfettişin ağzına para tıkadım. Olayı fark eden gazetecilerin evine pahalı hediyeler göndererek sesin uzağa yayılacağı hoparlörleri kapattım.
Ağızlarını açtırmakla kapatmak aynı işti.
"İyi biliyorsunuz. Haklısınız."
"Şiddet kullanmadığınızı söylememiş miydiniz?"
"Evet. Ama şiddet kullanan insanları işe alıyoruz. Üstelik kolayca ipini kesebileceğimiz tipleri kullanmamız gerekiyor."
"Bu da parayla mümkün olan bir şey oysa... Zor olduğunu söylemeniz, şiddeti uygun ve iyi kullanan, aynı zamanda ipini kesmesi kolay birini bulmanın zor olduğu anlamına geliyor, öyle mi?"
"Çünkü kafası da iyi çalışmalı. Aptal biriyse, yanlış sorulara yanlış cevaplar almaktan başka bir şey olmaz. Ayrıca karşı tarafta da güçlü adamlar çok. Karşılıklı sopa sallamalar olacak ve çatışma çıktığında üstünü örtmeye kadar..."
Tuhaf bir şekilde çok fazla detaya giriyordu.
Normalde Woo Byung-joon olsa, zor dese bile 'Anlaşıldı, ama biraz zaman alacak.' gibi kısa bir cevapla bitirecek biri değil miydi?
Yoksa?
"Zaten bir şeyler biliyorsunuz, değil mi?"
Duygularını belli etmeyen Woo Byung-joon'un şaşırmış halini görmek de ilginçti. Bu adam şaşırdığında gözlerini sık sık kırpıştırırdı.
"Bir an için ne kadar çabuk kavrayan biri olduğunuzu unutmuşum."
Şaşırmış haldeki onu daha fazla zor durumda bırakmak istemedim.
"Ayrıntıları sormayacağım ama zor olsa da yapılması gerekiyor. Mutlaka gerekli bir iş."
Yönetici Woo'nun kırpışan gözleri durdu.
"Evet. Hemen halledeceğim."
"Gerekli fonu yeterince sağlayacağım. Şimdilik, bugün içinde 1 milyar won'u ofis daireme bırakacağım. Alabilirsiniz."
"Anlaşıldı, Müdürüm."
Yönetici Woo ayrıldıktan sonra ben de cenaze evinin hazırlandığı büyükbabamın evine doğru yola çıktım.
* * *
Başkan Jin'in üç oğlu, artık sahibinin olmadığı çalışma odasına girdiklerinde, aynı anda kaşlarını çattılar.
Çünkü babalarının kokusu (varlığı) daha silinmeden anneleri oraya kurulmuştu.
Bir şeyler söylemek isteseler de, cenaze evinde ses yükseltmek adet olmadığından hepsi kendilerini tuttular.
"Habersiz ne zaman geldiniz?"
"Yaklaşık bir hafta oldu."
"En azından telefonu açsaydınız..."
Jin Sang-gi homurdanarak konuşunca, annesi oğlunun sözünü kesti.
"Geçmişten bahsetmeyi bırakın... Sen o zamandan beri ne yaptın Allah aşkına?"
Bakışları büyük oğluna dikildi.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Jin Young-gi, annesinin siteminden rahatsız olmuş olacak ki, yüzünü buruşturdu.
"O küstah herif neden hala şirkette kol geziyor demek istiyorum."
Herkes o küstah herifin Jin Do-jun olduğunu biliyordu.
"Gruptan o herifi atmak bu kadar mı zordu?"
"Anne. Grup işlerini biz hallederiz. Boş yere endişelenip enerjinizi kaybetmenize gerek yok."
Seksenini aşkın bir yaşlıya göre oldukça enerjik bir anne olmasına rağmen, altmışına merdiven dayamış çocuklarının, annelerinin müdahalesine ve söylenmelerine iyi gözle bakması beklenemezdi.
"Ne kadar acınası tiplersiniz siz!"
Çocuklarının yüzündeki açıkça görülen memnuniyetsizliği ve siniri okuyan Bayan Lee Pil-ok, gözlerini kısarak onlara baktı.
"O herif babanızın Sunyang'ını yavaş yavaş kemirirken, neyi halledeceksiniz Allah aşkına?"
"Anne. Biz de zaten bir plan yaptık ve babamın cenazesi biter bitmez uygulamaya koyacağız. O zaman Do-jun gruba adım bile atamayacak. Yani bize bırakın."
Jin Dong-gi bir saniye bile daha fazla kalmadan buradan gitmek istiyordu. Dışarıda cenaze evini hazırlamakla uğraşan onca insan varken, babasının cenazesini hiç umursamayan annesinden rahatsız olmuştu.
"Abi. O da ne demek oluyor? Ne planı?"
Sakin duran Jin Sang-gi gözlerini büyüterek bağırdı.
Kaşınmayan yeri kaşımak bu olsa gerekti...
Annesi yüzünden gereksiz bir konuyu açmış ve hiçbir şeyden haberi olmayan üçüncü oğulun da dahil olmasına neden olmuştu.
"Sen de yakında öğrenirsin. Seni dışlama niyetimiz de yok, buna sebep de yok. Baban seni gruptan çıkarmıştı ama biz farklıyız. Neyse... Bu büyük işi hallettikten sonra sana ayrıntılı olarak anlatırım, biraz sabret."
Jin Young-gi üçüncü oğluna nasihat eder gibi konuştuğunda, Bayan Lee Pil-ok öfkesini daha fazla tutamayıp masaya sertçe vurdu.
"Ne acınası herifler! Böyle iyiyle kötüyü ayıramayan tipler olduğunuz için o ihtiyar, o genç Do-jun'u yanından ayırmadı ya!"
"Anne. Sakin olun ve sesinizi alçaltın. Dışarıdaki uşaklar duyuyor."
Büyük oğul onu yatıştırmaya çalıştıysa da faydası olmadı.
"Sang-gi sen! Söyle bakalım. Baban tüm kişisel servetini sana verdi, değil mi? Ne kadardı o? Bir trilyon won'u aştı mı? Gayrimenkul ne oldu? Onlarca bina ve milyonlarca pyeong toprak mı aldın?"
Annesinin ani sorusu karşısında doğru düzgün cevap veremeyen ve göz temasından kaçınan Jin Sang-gi'yi görünce, iki abisi onu sıkıştırdı.
"Ne oluyor? Sana ne oldu?"
"Söyle. Ne kadar? Yoksa... Hiçbir şey mi?"
Lee Pil-ok, oğullarının bu halini görünce dilini şaklattı.
"Dışarıda yatan o adamın parayı ne kadar sevdiğini bilmiyor musunuz? Her yolu deneyerek para topladı. Yoksa aldığınız hisse senetlerinin her şey olduğunu mu sandınız? Aptallar."
"Yani tüm kişisel servetini Do-jun'a mı verdi demek istiyorsunuz?"
Jin Sang-gi zar zor konuşabildi.
"Peki? Kim alacaktı? İki abiniz mi? Yoksa ben mi? Seo-yoon mu? Mutlaka tadına bakmanız mı gerekiyor, pislik mi, yoksa sos mu diye anlamanız için?"
Bayan Lee Pil-ok, şaşkınlıkla birbirlerine göz kırpıştıran oğullarına sadece acınası bir şekilde bakıyordu.
"Bu dünyada kökü bilinmeyen, sadece yüzüne pudra sürerek yaşayan o bayağı kadın, benim kıymetli küçük oğlumu baştan çıkarıp doğurduğu çocuktur. Ama ne yazık ki o herif, sizin babanızın huylarını olduğu gibi miras almış. Sinsi, açgözlü ve zehir gibi..."
Lee Pil-ok parmağıyla dışarıyı işaret etti.
"Bu yüzden orada yatan o adam, o herifi gözünden sakındı. Çünkü tıpkı kendisi gibiydi."
Üç oğul, annelerinin keskin sitemi karşısında tek kelime edemeden sadece başlarını eğdiler.
"O bayağı kadın benim oğlumu elimden aldı, şimdi de o bayağı kadının kanı karışmış o bayağı herif bizim Sunyang Grubumuzu ele geçirecekken... Siz oturmuş, keyfinize bakıp birbirinizle başkan olmak için mi kavga ediyorsunuz? Aklınız başınızda mı sizin!"
Lee Pil-ok, öfkesi dinmemiş olacak ki göğsünü yumrukladı.
"Daha fazla söze gerek yok. Cenaze bittikten sonra Young-gi, sen başkan koltuğuna otur. Dong-gi, laf etmeden ağabeyini takip et. İkinizin hisseleriyle hiçbir sorun olmaz, değil mi? Ardından, Do-jun'un elindeki finansal iştirakleri ele geçirin. Genel müdürden tüm yöneticilere kadar herkesi kendi adamlarınızla doldurursanız iş biter. Bu kadar kolay bir işi, birbirinizi kollayarak kaçırdınız aptallar!"
Jin Young-gi birden annesini sevmiş ve minnettar kalmıştı. Böylesine güçlü bir müttefik edineceğini kim bilirdi ki!
Ancak Jin Dong-gi'nin ifadesi daha da katılaştı.
Geçici başkanlık görevini uzun süre bırakmayacaktı. Artık annesinin bile desteğini almıştı çünkü.
"Neden cevap vermiyorsun?"
Jin Dong-gi annesine doğru konuştu.
"Yeni hisse senedi ayarlaması bitene kadar ağabeyimin başkan koltuğuna oturması konusunda anlaştık. Bu zaten kapanmış bir konu, anne."
"Öyle mi? Güzel olmuş."
"Neyse, grup işlerini ağabeyim ve ben hallederiz. Siz ilgilenmeyi bırakın ve bari cenaze boyunca üzgün bir ifade takının. Çok göz var üzerimizde."
Jin Dong-gi kısa bir iç çekip kalkmaya yeltendi. Ama annesinin sözleri onu durdurdu.
"Benim biraz hissem var. Ayrıca oradan buradan topladığım bayağı da param var. Yaptıklarınıza bakıp en çok beğendiğim kim olursa ona hepsini vermeyi düşünüyorum. Dong-gi, eğer hepsini sen alırsan, abin bile sana öyle laubali davranamaz."
Hisse mi?
"Ah, anne..."
Şaşkına dönen Jin Young-gi kekelerken, Lee Pil-ok çocuklarının ağızlarını kapattı.
"Sizin babanızla seksen yılı aşkın süredir yaşarken, beni meteliksiz mi sandınız? Paranın nasıl kaçırıldığını, ele geçirilen hisselerin nasıl gizlendiğini apaçık gördüm."
"Hi-hisse ne kadar?"
Jin Young-gi telaşla sorunca, Lee Pil-ok sadece gülümsedi.
"Diyorlar ki, ebeveynlerin bile saygı görmesi için mal varlığı olması gereken bir dünya, değil mi? İşte şimdi siz de bu annenin sözlerini can kulağıyla dinleyeceksiniz."
Bayan Lee Pil-ok, Başkan Jin'in koltuğundan ayağa kalktı.
"Sahip olduğum hisseler çok olmasa da, hisseyle parayı birleştirirsek, terazinin ibresini oynatacak bir ağırlık olacaktır. Evin dört bir yanına gömülü bayağı şeylerin izlerini tamamen silin. O zaman size sahip olduğum her şeyi veririm. Anladığınıza inanıyorum."
Lee Pil-ok, oğullarının çaresiz bakışlarını görmezden gelerek çalışma odasından çıktı.
* * *
Cenaze evinde birkaç çalışan çelenkleri düzenliyordu sadece, başka kimse yoktu. Babamı az önce konukevine koşarken görmüştüm, peki diğer yas tutanlar neredeydi?
Yeni bir tütsü yakıp sessizce geri çekildim ve boş cenaze evine bakakaldım.
Büyükannem beni cenaze evinde yalnız başıma nöbet tutarken görseydi, bu kutsal yer yine curcunaya dönerdi. Cenaze bitene kadar onunla karşı karşıya gelmemeye karar verdim.
Derken çalışma odasının kapısı açıldı ve büyükannem dışarı çıktı. Cenaze evine dönüp bakmadan doğrudan ikinci kata çıktı.
Neden?
Büyükanne büyükbabamın çalışma odasına neden girmişti?
Orayı zaten tamamen temizlemiştim.
Belgelerin çoğu yakılmış, çok gerekli olanlar ise ilgili iştiraklere taşınmıştı. Geriye kalan sadece rafları süsleyen kitaplar ve büyükbabamın aldığı plaketler ile kupalardı.
Çalışma odasına bakıp anılara dalacak biri değildi.
Ne olur ne olmaz diye çalışma odasına yaklaşınca, beklendiği gibi üç amcamın sesi dışarı sızdı.
Yine neyin peşindeydiler kim bilir, sesleri o kadar kısıktı ki anlamak zordu.
Büyükannem çocuklarını oturtmuş, onlara az mı söylenmişti acaba?
Bu soru çok geçmeden açıklığa kavuştu.
Çalışma odasından çıkan amcalarımın yüz ifadeleri gergindi. Azar işitmiş olsalardı suratları asılırdı oysa... Kesinlikle özel bir şeyler olmuştu.
Ne konuştuklarını merak etsem de, bu düşünceyi aklımdan atmalıydım.
Çünkü ziyaretçiler birer birer gelmeye başlamıştı.
* * *
Kore'yi yöneten güçlü kişiler cenaze evini ziyaret ettikçe, Jin Dong-gi'nin ifadesi giderek daha da karardı.
Onlar tamamen Jin Young-gi'nin başkanın varisi olduğundan emin görünüyordu; kendisinden çok Jin Young-gi'yi aramaya meraklılardı.
Hatta inşaat sektörünü yöneten İnşaat ve Ulaştırma Bakanı onu bir kenara bırakıp Jin Young-gi ile uzun süre gizlice konuştuğunda, kan beynine sıçradı.
Sunyang İnşaat ve Ağır Sanayi'nin sorumlusu olduğu gerçeği, artık hiç önemsenmiyor muydu sanki? Herkes onu ikinci adam olarak gördüğünde sabırsızlandı.
Annesinin sahip olduğu hisseler ve para, buna daha da umutsuzca ihtiyacı vardı.
Ve gerekli olanı mutlaka alması gerektiğini babasından öğrenmemiş miydi zaten?