399. Bölüm Yüksek Öğretim Kurumu. (1)
- Ana Sayfa
- Joseon: Kara Şirket
- Bölüm 400
Sejong'un 14. yılı (İmja yılı, 1432) yaz sonlarıydı. Sonbahar Ortası Festivali'ne çok az bir zaman kalmıştı.
Uzun zaman sonra kendi isteğiyle Geunjeongjeon Salonu'na giren Hyang, Sejong'a arz etti.
"Oğlunuzun, majestelerine arz etmek istediği bir konu var."
"Bütçeyse, yok."
Sejong'un kararlı cevabı üzerine Hyang, başını hafifçe çevirip dudak büktü. Ancak kısa süre sonra ifadesini toparlayan Hyang, Sejong'a tekrar arz etti.
"Tıp kitaplarının (醫書) ilk çevirisi tamamen bitti."
"Gerçekten mi?"
Hyang'ın bu raporu üzerine Sejong'un yüzü güldü.
Hyang, kendisini takip eden hadımağa işaret etti. Hyang'ın işareti üzerine hadımağ, baş hadımağa kalın kitapları uzattı.
Baş hadımağ aracılığıyla kitapları teslim alan Sejong, içeriğini gözden geçirdi.
"Hepsi de Jeong-eum (正音, Hunminjeongeum'un kısaltması) ile yazılmış, öyle mi?"
"Evet. Sayesinde büyük bir zahmetten kurtulduk."
"Azaldı denilse de hafife alınacak bir iş değildi. Çeviriyi yapanlara ödül vermek gerek."
"Bu, onlar için bir onur olacaktır."
Hyang'ın cevabını dinleyen Sejong, kitaplara tekrar bakarak söze girdi.
"Artık askeri doktorların (軍醫, askeri tabip) yetiştirilmesinde de bir ilerleme kaydedilecek."
"Öyledir, Majesteleri."
Hyang'ın Sejong'a sunduğu kitap, İbn Sina'nın (أبُو عَلِي الحُسَينْ بِنْ عَبْدْ الله بِنْ الحَسَّنْ بِنْ عَلِي بِنْ سِينَا) 'El-Kanun fi't-Tıbb' (醫學典範, القانون في الطب) adlı eseri ile Galenos'un (Claudius Galenus) kaleme aldığı çeşitli tıp kitaplarından bazılarının çevirisiydi.
İskenderiye'ye düzenli seferler başladığında Hyang, Bizans İmparatorluğu ve İslam devletlerinden büyük miktarda tıp kitabı ithal etti.
Bu tıp kitaplarını bu kadar çok ithal etmesinin nedeni, sağlık personelini, özellikle de askeri doktorları toplu halde yetiştirmekti.
* * *
"Askeri Akademi'ye Askeri Tıp Bölümü (軍醫科) kurulmalı."
Reformlar başlarken Hyang, Askeri Akademi'ye (軍學院) Askeri Tıp Bölümü kurulması gerektiğini erkenden dile getirdi. Hyang'ın bu önerisine vezirler biraz isteksiz yaklaştı.
"Askeri doktor mu dediniz? Askeri Tıp Bölümü'nü kurmaya gerçekten lüzum var mı?"
"Bu gereksiz bir harcama değil midir?"
"Şayet bir savaş patlak verir veya bir çatışma çıkar ve askerler sefere gönderilirse, saray hekimlerini ya da çevredeki köylerden tabipleri görevlendirmek kâfidir. Bugüne dek hep böyle yapıldı ve herhangi bir sorun yaşanmadı."
'Gereksiz bir harcama' olarak düşünen vezirlere bakarak Hyang, bu ihtiyacın ne denli önemli olduğunu sert bir şekilde dile getirdi.
"Peki ya bir savaş veya çatışma yüzünden doktorları görevlendirdiğimizde, başka bir bölgede salgın hastalık baş gösterirse ne yaparız?"
"O halde, yakın bölgelerden tabipler görevlendirirsek..."
"Bir yerden alıp, başka yere mi vereceğiz yani?"
"..."
"Ve gelecekte donanma gemileri giderek daha fazla, giderek daha uzak denizlere açılırken, her gemiye en az bir askeri doktor yerleştirmemiz gerekmez mi?"
"..."
Hyang'ın bu sözleri üzerine vezirler sustu.
"Üzerine düşündüğümde, Veliaht Prens'in önerisinin makul olduğunu görüyorum. Joseon'umuzun yönettiği topraklar giderek genişliyor ve gelecekte daha da genişleyecek. Veliaht Prens'in de belirttiği gibi, donanma gemileri giderek daha uzak diyarlara açılacak; her şeyin yabancı (異域) olduğu bu yerlerde bir hastalık baş gösterirse, çare bulacak birine ihtiyacımız var. Bu nedenle, şu an kurulumu hazırlanan Askeri Akademi'ye Askeri Tıp Bölümü'nü kuralım."
"Emriniz başımız üstüne, Majesteleri!"
Sejong'un emri böylece verilmiş olsa da ilerleme hızlı olmadı. Samin Hakdang ve Jung Hakdang'ın kuruluşu nedeniyle ertelenmiş, bununla birlikte Giyu İsyanı ve Yi Manju ile Meonteomu'nun çıkardığı Huran (胡亂) yüzünden defalarca geri kalmıştı.
* * *
Ancak, bu gecikme ironik bir şekilde Askeri Tıp Bölümü için bir şans oldu.
Hyang, raporları karıştırırken mırıldandı.
"Her şeyde bir hayır vardır derler ya..."
Giyu İsyanı ve Huran'ı yaşarken, tabiplerin görevlendirilmesinde de sınırlamalar olduğu anlaşıldı. Devamında donanmanın İskenderiye'ye ilerlemesi ve Joseon'un yakın sularında korsanlarla ve Waegu'larla (왜구) çatışmaların yaşanması, tabip ihtiyacının ne denli elzem olduğunu ortaya koydu.
Neticede, zorunluluktan başlanan bir iş olsa da vezirler planı ciddiyetle yeniden gözden geçirmeye başladı.
"Askeri Tıp Bölümü'nde öğretilecek tıbbın, özellikle travma (外傷) tedavisini merkez alması uygun olacaktır."
"Sanırım öyle olacak, değil mi? Geçtiğimiz isyan ve Huran'a bakarsak bile..."
Planı inceleyen vezirler arasında Hyang, kendi görüşünü dile getirdi.
"Sadece travmayı değil, hastalıkları ve eczacılığı da eklemeliyiz."
"Hastalıklar ve eczacılık mı diyorsunuz?"
"Savaş alanı (戰場) temiz bir yer değildir, değil mi? En önemli olan temiz suyun bile zor bulunduğu yer savaş alanı değil midir? Haliyle hastalıkların kol gezdiği bir yer değil midir?"
Hyang'ın bu sözleri üzerine vezirler başlarını salladı. Özellikle Jo Malsaeng başta olmak üzere askeri komutanlar, o kadar şiddetle başlarını salladılar ki sanki boyunlarına bir şey olacak gibiydi.
"Kesinlikle doğru, Majesteleri! Savaş stratejilerine bakıldığında bile, düşman saldırısını püskürtmek için uygulanan yakıp yıkma taktikleri arasında suyu kirletmek en önceliklilerden biri olarak kabul edilir!"
"Su bir şekilde arıtma sistemleriyle çözülebilir ancak yabancı bir yerde savaşmak zorunda kalırsak hastalıkların yayılması kaçınılmazdır. Savaş gücümüzü gerektiği gibi koruyabilmek için buna dair kesinlikle önlem alınmalıdır! Bu durum, geçtiğimiz Huran'da da bizzat tecrübe edilmiştir."
* * *
Yi Manju ve Meonteomu'nun çıkardığı Huran'ı bastırma sürecinde, oldukça sayıda asker hastalık yüzünden –rapora göre en muhtemel olan grip idi– birliklerinden ayrılmıştı.
Bunun nedeni incelendiğinde, kuzeyin sert ortamına alışkın Pyeongan-do ve Yeongan-do (Hamgil-do) menşeli askerlerin aksine, güneyden destek için gönderilen askerlerin kuzeyin acımasız kışında perişan olduğu görüldü.
Daha sonra ilgili raporu inceleyen Hyang, yorgun bir ifadeyle mırıldandı.
"Bu avuç içi kadar Kore Yarımadası'nda bile kuzey ve güneyin doğal ortamları bu kadar mı farklı? Gerçekten mi? Üstelik gidenler Gyeonggi kışlalarındandı, bu da neredeyse dörtte bir demek değil mi?"
* * *
Böylece, askeri erkânın bizzat deneyimlediği bu güçlü desteği arkasına alan Hyang, bir adım daha ileri gitti.
"Ve askeri tıp bölümünde temel savaş stratejilerinin de öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum."
"Savaş stratejileri mi diyorsunuz?"
Hyang'ın önerisi karşısında vezirler başta olmak üzere askeri erkân da şaşkınlıkla birbirine baktı.
Bu tepki üzerine Hyang, biraz daha detaylı bir açıklama ekledi.
"Diyelim ki bir salgın hastalık baş gösterdi. İlk olarak salgının çıktığı bölgedeki tabipler devreye girecek, saray da saray hekimlerini ve kadın tabiplerini gönderecektir, ancak en önce görevlendirilecek olanlar en yakın konumdaki askeri doktorlar olmaz mı?"
Hyang'ın bu sözleri üzerine düşünüp taşınan vezirler ve komutanlar başlarını salladı.
"En yüksek ihtimal budur, evet."
"Hemen yanı başında tabip varken Hanseong'dan destek beklemeye vakit olmaz, değil mi?"
"Salgın hastalığı tedavi etmek ne demektir? Joseon halkımızı helak etmek için saldıran salgın denen varlığı durdurmak ve püskürtmek için bir savaş değil midir bu? Bir anlığına hafızanızı tazeleyin. Salgını önlemek için gösterilen çabalar ile dış düşmanların istilasını engellemek için yapılan hareketler ne kadar benzerdir?"
Hyang'ın sözleri üzerine kısa bir an hafızalarını tazeleyen vezirler ve komutanlar bir kez daha başlarını onaylayarak salladı.
Dış düşmanlar saldırdığında, ilk olarak nereye girdikleri ve ne büyüklükte oldukları tespit edilir.
Sonra, düşmanın işgal ettiği alanın çevresinde bir savunma hattı oluşturulur ve düşmanın ilerlemesi engellenirken, eş zamanlı olarak ikmal hatları kesilir.
Böylece düşmanın hareket kabiliyeti kısıtlanırsa, düşman adım adım imha edilir.
Bu, savaş stratejilerinde yazılı en temel savunma taktiğiydi. Ve bir salgın hastalık baş gösterdiğinde izlenecek yöntem de buna benzerdi.
Hyang'ın verdiği örneği anlayan vezirler ve komutanlar, müfredata 'Temel Savaş Stratejileri' eklenmesine onay verdi.
Sorun, o 'Temel Savaş Stratejileri' dersinin 'Sun Zi'nin Savaş Sanatı' olmasıydı.
"Sun Zi'nin Savaş Sanatı mı? Bu biraz fazla ileri bir seviye değil mi?"
Hyang'ın bu sözleri üzerine komutanlar, "ne münasebet" dercesine bir ifadeyle karşılık verdiler.
"Sun Zi'nin Savaş Sanatı, askeri sınavlara girmek isteyenlerin mutlaka okuyup öğrenmesi gereken bir başucu kitabıdır, bu yüzden doğal değil midir? Yoksa değil midir?"
"Pekala, öyle olsa da... Peki, öyle olsun."
Bir adım geri çekilen Hyang, içinden şöyle mırıldandı:
'Bazen düşünüyorum da, 21. yüzyıl ile şu anki zamanı karşılaştırırsak, pek çok şeyin tersine döndüğünü fark ediyorum.'
21. yüzyılda temel kabul edilen şeyler, şimdiki Joseon'da ya çok ileri düzeyde bilgi veya teknolojiydi ya da tam tersi durumlarla sıkça karşılaşılıyordu.
'Her neyse, savaş sanatının hem başlangıcı hem de zirvesi sayılan bu eseri çalışacak olan soylulara başsağlığı diliyorum...'
İşi başlatan kendisi olsa da, Hyang bu durum karşısında başını çeviriyordu.
* * *
Böylece bir engeli aştıktan sonra Hyang, vezirler ve komutanlar bir sonraki konuya geçtiler.
Sırada bekleyen mesele, Askeri Akademi'nin geneliyle ilgili olan eğitim süresiydi.
Bu eğitim süresi konusunda askeri erkân 10 yıl, diğerleri ise 6 yıl önerdi.
"6 yıl mı! Bu çok kısa! Savaş kitapları da derinlik açısından klasik eserlerden farksızdır! 6 yıl çok az!"
"Askeri sınavlara girebilmek için en az 10 yıl çalışmak gerekirdi! En azından!"
10 yılı savunan askeri erkânın karşısında duran vezirler de geri adım atmadı.
"10 yıl mı! 10 yıl bir yana, 20 yıl da okusanız eğer gerçek savaş tecrübesi edinmezseniz sizi acemi sayan sizler değil misiniz! Gerekli olanları öğretip ardından pratikte tamamlamak daha uygun olacaktır! 10 yıl mı? O bütçeyi siz mi bulup getireceksiniz?"
"10 yıl denilse de, bin karakterli metin gibi temel bilgileri öğrenme süresi de dahil değil miydi? Zaten Samin Hakdang ve Jung Hakdang'dan mezun oldukları için o süre dışarıda tutulamaz mı?"
"Bu, askeri sınıfı (武班) aşağılamak demektir!"
"Gülünç! Sivil memurları seçenler de Samin Hakdang veya Jung Hakdang'ı bitirdikten sonra devlet sınavlarına girebiliyor diye biliyoruz! Ne saçma bir askeri sınıfı aşağılama bu? Öyleyse bu, sivil sınıfı aşağılamak olur!"
İki taraf arasındaki bu gerilimde geri adım atılmıyordu. Ancak, her iki tarafın da geçerli nedenleri vardı. Askeri erkân iyi yetişmiş yetenekler kazanmak isterken, vezirler sınırlı bütçe dahilinde gerekli yeteneklere sahip insan gücü sağlamayı arzuluyordu.
İki taraf arasındaki bu gerilim devam ederken Hyang araya girdi.
"Şimdilik 6 yıllık bir programa geçmeye ne dersiniz? 'Şimdilik' diyorum, dikkat ederseniz."
"'Şimdilik' mi buyurdunuz, Majesteleri?"
"Evet."
Başını onaylarcasına sallayan Hyang, biraz daha detaylı bir açıklama yaptı.
- Askeri Akademi'de ilk 3 yıl boyunca en temel askeri bilgiler, savaş teknikleri ve birlik yönetimi yöntemleri öğretilir.
- 3 yıl eğitim aldıktan sonra yapılan sınavda başarısız olanlar Gunkyo (軍校) veya Jinmu (鎭撫) gibi alt düzey askeri görevlere atanır.
- Sınavı başarıyla geçenler ise sonraki 3 yıl boyunca ileri düzey askeri bilgiler ve birlik yönetimi sanatını öğrenir.
- Böylece toplam 6 yıllık süreci tamamlayanlar, derecelerine göre Chogwan (哨官) veya Gwon-gwan (權官) olarak atanır ve görevlendirilir.
- Daha sonra, en az 5 yıl boyunca üstün performansla görev yapanlar sınava tabi tutularak Manho (萬戶) rütbesinden başlayan üst düzey askeri kadrolara terfi ettirilir.
- Gunkyo veya Jinmu olarak göreve başlayanlar da 3 yıl boyunca üstün performans kaydederlerse Gichong (旗總) veya Chogwan rütbesine yükselirler. Ardından, benzer şekilde 5 yıl boyunca üstün performans kaydederlerse terfi sınavına girme fırsatı tanınır.
"Nasıl buldunuz?"
Hyang'ın önerisi üzerine vezirler hemen onay verdi.
"Makul bir teklif! Zira sivil memurların terfi süreci de benzer bir yolu takip ettiğinden, adalet sorununu da çözebiliriz!"
Vezirlerin desteğini alan Hyang, askeri erkândan olanlara döndü.
"Ne düşünüyorsunuz?"
"Bize biraz süre tanıyın lütfen..."
"Pekala."