Başlıksız Bölüm
“Tatil dediğin... Hım. Para kısmaya gelmez.”
Bir tür kendini ödüllendirme güdüsü, desek yeridir.
Bir noktadan sonra bu düşünce yerleşmişti aklıma. 10’lu ve 20’li yaşlarda çektiğim aşırı yoksulluk, tasarruf ruhunu iliğime kadar işlemişti. Bir kutu kahve alırken bile fiyat etiketine bakıyor, belirli bir miktarın üzerindeki harcamalarda kendimi baskı altında hissediyordum. Ne kadar param olursa olsun, limitsiz harcama yapmak bende suçluluk yaratıyordu.
Bu denli tutumlu olmak iyiydi hoştu ama şu anki servetimi düşününce, bu durum aşırıya kaçıyordu.
Üstelik bu yılın başından itibaren yaptığım yatırım ve işlerle servetim akıl almaz boyutlarda büyümüştü. Biraz parayı keyfime harcayarak stresimi atmak daha kârlı olmaz mıydı?
‘Para mı? Fırsat varken tadını çıkarmak lazım. Ölene kadar harcasam bitiremeyeceğim bir meblağ bu zaten.’
Tatilde on milyonlarca Dolar harcamaktan çekinmeyecektim.
Gerçi istediğim gibi keyfini çıkarıp çıkaramayacağımı bilmiyordum.
“Gerçekten İtalya’nın güneyine mi gideceksiniz?”
Lee Jong-yeop endişeyle sordu.
“Dolomiti Milli Parkı’na bisiklet sürmeye gitmek mi? Elbette şakaydı.”
“Çok şükür. Peki Fransa?”
“Bilmem ki...”
Lee Jong-yeop ile tatil planı yaparken nereye gideceğimiz konusunda bir türlü karar veremiyorduk.
“Fransa mı? O ülkenin başbakanı beni davet etmişti de.”
“Giderseniz size iyi davranmazlar mı? Lüks bir sarayda konaklamanızı sağlarlar.”
“Rahatça keyfini sürmeme izin verirler mi sanıyorsun? Tonlarca etkinliğe katılmam gerekir.”
“Ah...”
Ben etkinliklerden nefret etsem de, Lee Jong-yeop benden çok daha beter nefret ediyordu. Kore’de bir milletvekilinin oğlu olduğu için her türlü siyasi etkinliğe katılmak zorunda kalmış.
“İngiltere nasıl peki?”
“Orası da etkinlikler yüzünden sıkıntı yaratır. Kraliyet ailesinden davet alırsan olay bitmiyor ki, birkaç gün sürecek dolu dolu bir programın olur. Kraliyet protokolü mü? Onu da önceden öğrenmek gerekecek.”
“O zaman Avrupa’yı tamamen elemek gerekecek.”
Seul’ü bazen özlüyordum ama doğup büyüdüğüm ülke olan Kore’ye gitsek bile yine medya yüzünden yorulurdum. Buna tatil değil, işin devamı demek daha doğru olurdu. Zaten kısa süre önce de oraya gitmiştim.
“Bu, değerli bir tatil. Öncelikle Silikon Vadisi’nden ayrılmalıyız. Los Angeles’ın güneyinde yeni aldığımız eve gidelim.”
“Emredersin, Abi. Tamamen beğeneceğiniz harika bir yer. Mobilya ve elektronik eşyaları da eksiksiz tamamladım.”
@
Tatilin ilk günü.
Uçakla Los Angeles’a (LA) vardık.
“Bu yöne gelin lütfen.”
Korumaların bizi beklettiği araca binip bir saatten fazla yol gittikten sonra malikaneye ulaştık.
Ilık hava, masmavi gökyüzü ve palmiyeler...
Yoldan malikaneye kadar zemin, gök mavisi ve turkuaz taşlarla döşeliydi. Fotoğraflarda görmüştüm ama bizzat gelince gerçekten fantastik bir his uyandırdı. Bir tepenin yamacına kurulmuş olan malikaneden, Laguna Beach’in (Laguna Plajı) güzeller güzeli manzarası ayaklarımızın altına seriliyordu.
“Bahçeden deniz görünüyor.”
“Evet. Manzara gerçekten muhteşem. Zaten bu çevre sosyete semtidir.”
“Para gerçekten güzel şey.”
Uzak denizden kumsala doğru vuran dalgaları uzun süre izledim. Manzaraya bakınca kendimi en lüks otelde gibi hissediyordum.
Tabii ki bu malikanenin sahibi bendim.
“Böyle manzaralı bir evde yaşasam depresyona girmem mümkün olmaz.”
Malikanenin içine girdiğimde istemsizce hayran kaldım. İç dekorasyon ve lüks süslemeler, adeta bir film sahnesinden fırlamış gibiydi. 12 tane oda olduğu için korumaların bir kısmı bile kalabilirdi.
“Abi, eğer burayı beğenir ve severseniz, çevreden birkaç ev daha alıp korumalar için konaklama yerine çevirmeyi düşünüyorum.”
“Hım...”
Yazlık olsa yılda bir iki kez gelirdim ama bu evi sevdim. Büyük bir şehir olan LA çevresinde olduğu için Earth Channel ile ilgili işler için de ziyaret edilebilirdi.
“Tamam. Alın o zaman.”
Güvenlik söz konusuysa para kısmaya gerek yok.
O günü harika manzaralı evde dinlenerek geçirdim. Yatak ve elektronik eşyaları Lee Jong-yeop ayarlamıştı. Yumuşacık, rahat uyutan yataklar hoşuma gitti. Yatakların fiyatını sormadım ama on binlerce Dolar (yaklaşık yüz milyon Won) değerinde olmalıydı.
@
“Lulululu.”
Oh Myeong-woo mırıldanarak Earth Resource’a (Earth Kaynakları) geldi. Birçok yönden yoğun bir hayat sürüyordu ama masa başında oturup çalıştığını düşünmüyordu.
‘Kod yazarak yeni bir dünya yaratmak. Bu cidden çok heyecan verici.’
Arkadaşı Kim Shin ile kurdukları Earth Resource’un gelişimi... Bu olağanüstü büyüme sürecine eşlik etmişti ve en çok hoşuna giden şey güzel kadın çalışanlardı.
‘Bizim şirketin kadın çalışanları en güzelleri.’
Zeki ve güzel kadın çalışanlar. Onlarla romantik ilişkiler kurma hayaliyle şirkete gelmek keyif veriyordu. Uzun süre monitöre bakıp çalıştıktan sonra, kadın çalışanlarla birer kahve eşliğinde sohbet etmenin tadı başkaydı.
‘Aptal herif. Bu cenneti bırakıp gittiğine inanamıyorum.’
Oh Myeong-woo, uçağa atlayıp giden Kim Shin’i anlamıyordu. Tatile ne gerek var ki? Dinlenmek istiyorsan evde oyun oynayarak dinlenmek en iyisi. Ya da şirkette kadın çalışanlarla takılabilirdi.
“Hoş geldiniz, Başkan Yardımcısı’m.”
“Sağ ol, Hansen. Bugün de iyi sabahlar.”
Oh Myeong-woo, güvenlik görevlileriyle kısaca selamlaşıp şirkete girdi.
Sabah saat 10:00.
Esnek çalışma saatleri uygulanıyordu ama normal günlere göre çalışan sayısı azdı ve ofis şaşırtıcı derecede ferahtı. Son zamanlarda Earth Channel iş birimi bile kurulduğu için yeni bir şirket binası arayışındalardı.
“Huhu. Herkes daha gelmemiş mi?”
Oh Myeong-woo yerine oturup bilgisayarını açtı ve çalışmaya başladı.
Tak tak tak!
Sabah hamburgerini yiyerek çalışmak gibisi yoktu.
Öğle yemeği vakti geldiğinde bile çalışanların sadece yarısı işe gelmişti. Ofis, ıssız denecek kadar sakindi.
“Rebecca, ne oldu? Bugün özel bir gün mü?”
Oh Myeong-woo sonunda yakındaki bir çalışanı yakalayıp sebebini sordu.
40’lı yaşlarındaki kadın acı bir gülümsemeyle cevapladı:
“Kim Shin Temsilcimiz tatile çıktı ya.”
“Eee?”
“Bugünden itibaren genç kadın çalışanların çoğu evden çalışma talebinde bulunmuş.”
Kaliforniya’daki şirketlerin çoğu COVID-19 nedeniyle gönüllü olarak evden çalışma sistemini uyguluyordu.
“Hayda!”
Şimdiye kadar Earth Resource’ta işe gelme oranı yüksekti. Meğer tek sebep Kim Shin’miş.
@
Keyiflice, uzun uzun uyuyup uyandım.
Pencereyi açıp denizi seyrettim, bol bol temiz hava aldım ve restorana gittim.
“Merhaba.”
“Merhaba. Sizinle tanışmak bir onur, Kim Shin Temsilcimiz. Hemen yemeğinizi hazırlayacağım.”
Los Angeles’taki lüks bir otelden görevlendirilmiş şefin hazırladığı biftek ve ıstakoz yemeğini yedim. Silikon Vadisi’nde çalışırken de rahattım ama bu tam anlamıyla lüks hayat denir herhalde.
“Abi, bugün ne yapmayı düşünüyorsunuz?”
“Hım. Gündüz plajı dolaşıp akşam da şehir turu yapayım diyorum.”
“Harika. Sakin sakin gezebiliriz.”
Yemeği bitirdikten sonra plaja doğru yola çıktık.
Yürüyerek yokuş aşağı inerken, yol boyunca lüks malikaneler sıralanmış ve park edilmiş süper arabalar görünüyordu. Ferrari, Porsche, Lamborghini gibi araçlar sıradandı.
‘Burada gerçekten çok zengin var.’
Zenginleri görüp hayran kalmaktan çok, ister istemez kıyaslama yaptım. Başkalarıyla kıyas yapmak mutsuzluğun başlangıcıdır, denir ama...
‘Böyle bir yerde ev ve iyi bir arabaya sahip olmak için servetin en az 100 milyon Dolar’ı (yaklaşık 130 milyar Won) geçmesi gerekir.’
100 milyon Dolar, ABD’deki profesyoneller için bile kazanılması zor bir miktar. Benim içinse iş yaparken anlık bir kararla yatırdığım miktardan ibaretti.
Kiminle kıyaslarsam kıyaslayayım, artık paranın lafının geçtiği yerde kimseye eyvallah etmemek büyük bir başarı, değil mi?
“Bu taraftan, Abi.”
Laguna Plajı’nın kumlarında yürüdük.
Dalga seslerini dinleyerek yürümek bile stresi yeniden atıyordu. Yanlarında çocuklarıyla gelenler, soğuk havaya rağmen denizde yüzenler ve sörf yapanlar vardı.
‘Gerçekten ne kadar da gayretli yaşıyorlar.’
Para kazanmak ya da mutlu olmak... Herkesin gayretli yaşadığını düşündüm.
“Jong-yeop, biraz dinlenelim.”
“Emredersin, Abi.”
Kumsala oturup telefonumu çıkardım.
Rutin olarak baktığım haber başlıkları:
[ Earth Channel Abonelik Patlaması Durulmuyor ]
[ COVID Çağında Durağanlaşan Sinemalar, Earth Channel ile Işık Saçıyor ]
[ OTT Kuşağının Değişim Sinyalini Veren Earth Channel ]
Earth Channel haberleri, aramama gerek kalmadan haber sayfasının ana ekranında yer alıyordu. Kore uygulamalarını açınca da Earth Channel haberleri çıkıyordu:
[ İçerik Gücünün Etkisi: Kore Dizileri Dünya Pazarını Süpürüyor ]
[ Squid Game Sadece ABD’de 23 Milyon Hanede İzlenmiş ]
[ DreamArt Rainbow, Şu Anda 20’den Fazla Dizi Çektiğini Açıkladı ]
[ Bireysel Yayıncılar (Streamer), Earth Channel’a Akın Ediyor ]
Sırf bu haberleri okumak bile yüzümde memnun bir gülümseme yarattı. Başarı kapısını tam anlamıyla açmıştım.
‘Şirketteyken yine de tedirgindim. Ama tatile çıkınca keyifle izleyebiliyorum.’
Öğleden sonra Kore’ye haber gönderdim.
*- Kim Shin: Merhaba. Günaydın, Başkan Yardımcısı’m.*
*- Seon Jae-yong: Merhaba, haha. San Francisco’da saat şu an 15:00’i geçmedi mi?*
Kore’de sabah 08:00’di. ABD’ye sık sık gelen Isung Group’un başkan yardımcısı olduğu için saat farkını hemen hesaplamıştı.
*- Kim Shin: San Francisco değil ama doğru bildiniz.*
*- Seon Jae-yong: Başka bir iş gezisine mi gittiniz?*
*- Kim Shin: Los Angeles yakınlarında tatildeyim. Laguna Beach’teyim.*
*- Seon Jae-yong: Duymuştum... Şimdi baktım da Irvine’a yakın bir yermiş. Los Angeles’a geldiğimde Irvine’daki evimde kalırım genelde.*
Irvine, Korelilerin çokça yaşadığı sosyete semtiydi.
‘Tabii canım, zengin olduğu için her bölgede evi var.’
Servetim çok olsa da, somut varlıklarım az olan benim daha çok şey öğrenmem lazımdı.
*- Seon Jae-yong: Bundan ziyade, özellikle aramanızın bir sebebi vardır sanırım.*
*- Kim Shin: Evet. Earth Channel’ın başarısı nedeniyle ek veri merkezi siparişi vermeyi planlıyoruz.*
*- Seon Jae-yong: Her zaman hoş geldiniz. Biz hazırız.*
*- Kim Shin: Detaylı iş planını şirket gönderir.*
Earth Channel’ın başarısı, büyük miktarda veri sunucusu üretme ihtiyacını doğurmuştu. Ayrıca Eddie’den de bir talep gelmişti.
Earth Channel, tüm dünyada, özellikle Asya pazarında büyük bir patlama yaşıyordu. Abonelerin uzaktaki veri sunucularını kullanmasının gecikmelere yol açtığı için verimsiz olduğunu söylüyordu.
Open Connect sistemi mevcuttu: Yakın bölgelerdeki veri sunucularını kullanmak ve sık kullanılan içerikleri burada depolamak.
Earth Channel’ın tüm dünyada sorunsuz hizmet verebilmesi için Asya, Avrupa ve ABD dahil her bölgede veri sunucularına ihtiyacı vardı.
Güneydoğu Asya, Güney Amerika ve Orta Doğu’da bile Earth Channel abone sayısı hızla artıyormuş.
‘Ah... Tatile geldim ama yine iş yapıyorum.’
Kuma oturmuş halde birkaç mesaj gönderdikten sonra etrafa bakındım.
Yanımda oturan Lee Jong-yeop ise çoktan kendi aralarında gelen kadın grubuna yanaşmış, onlarla konuşuyordu. Canlı hareketlerle, gülerek sohbete yön veriyordu. Üç kadın gülüyordu.
‘Keyifli zamanlar.’
Boş boş izlerken Lee Jong-yeop’un el hareketiyle onlara yaklaştım.
“Abi.”
“Efendim?”
“Hafiften bir bira içelim diyoruz. Bize katılır mısınız?”
Güneş henüz batmadığı için ortalık aydınlıktı ama deniz kenarında bir bardak bira içmek, dinlenme hissi verdiği için fena değildi.